Osmanlı ordusu I. Dünya savaşından sonra şartları çok ağır olan bir ateşkes antlaşması imzalamıştı. Buna göre ordular terhis edilecek, cephane ve silahlara el konulacak, haberleşme araçları itilaf devletlerinin kontrolüne bırakılacak ve memleketin herhangi bir köşesi itilaf devletlerinin keyfine göre işgal edilecekti.
Padişah ve halife sıfatındaki Vahdettin, yalnızca tahtını koruyacağı alçakça önlemleri araştırmakta, Dama Ferit’in başkanlığındaki hükümet ise korkakça ve haysiyetsizce İngilizlerin himayesine girme gayretleri içerisindeydi. Halk uzun süren savaşlardan bıkmış, yüzyılların getirdiği yoksulluk, salgın hastalık ve cahilliğin pençesinde darmadağın edilmiş vaziyetteydi. Bütün bu olumsuzluklara karşı ilk tepki gösteren kişi Mustafa kemal olmuştur. Yokluğun ve esaretin bir talih olmayacağını milletin kurtuluşunun yine milletin azim ve kararıyla olacağını çok iyi bilen Mustafa Kemal bir an önce Anadolu’ya geçerek Ulusal kurtuluş savaşını başlatma çalışmalarına girişmiştir.
19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal, Anadolu’da halkı örgütleyerek Ulusal kurtuluş savaşını başlatma çabalarına girişmiştir. Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışından dokuz gün sonra Ordu müfettişi unvanıyla Kayseri’ye bir telgraf gelmiştir. Bu telgrafta İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilişinin protesto edilmesi ve işgali lanetleyen mitingler yapılması isteniyordu. Kayserililer Mustafa Kemal’in isteğini yerine getirmek isteseler de Kayseri Mutasarrıfı izin vermedi. Kiçikapı’da bulunan Aynalı Gazino’da bir salon toplantısı yapılarak işgale tepki gösterildi. Bundan sonra Binbaşı Fethi Bey, Kayseri halkına günü gününe Mustafa Kemal’in faaliyetleri hakkında bilgi vermiştir.
Mustafa Kemal, Samsun üzerinden Amasya’ya, oradan Erzurum’a gitti. 28 Temmuz 1919’da Erzurum Kongresi toplanmış ardından 4-7 Eylül tarihlerinde Sivas Kongresi toplanmıştır. Sivas’a giden Kayseri delegeleri dönüşte Ahmet Paşa İlkokulu binasında toplantı yaptılar. Burada Anadolu ve Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti’nin şubesini kurdular. Sivas’tan getirdikleri İradeyi Milliye gazetesini dağıttılar. Kayseri’nin yerel gazetelerinde Milli Mücadele Kayseri halkına benimsetilmeye çalışıldı.
Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Kayseri-Kırşehir üzerinden Ankara’ya gitmek üzere, 18 Aralık 1919 Perşembe günü Sivas’tan ayrılmaya karara vermişlerdir. Ancak yola çıkarken arabalarında benzin olmadığı fark edilmiş ve benzin arayışına girişilmiştir. O dönemde benzin sadece Amerikan Koleji’nin müdiresinde bulunuyordu. Müdirenin benzin verme teklifini Mustafa Kemal ilkönce reddetmiştir. Daha sora benzin karşılığında makbuz kesilerek benzinin bedelinin ödetileceği şartı üzerine benzini almayı kabul eden Mustafa Kemal, karlı bir havada Sivaslıların sevgi gösterileri arasında Sivas’tan hareket etmişler ve 19 Aralık 1919 Cuma günü akşamı da Kayseri’ye çok zorlu bir yolculukla gelmişlerdir. Yolculuk sırasında konvoyda bulunan bir araç kara saplanarak gelememiştir. Kayserililer hava soğuk ve karlı olmasına rağmen; Mustafa Kemal Paşa ve dava arkadaşlarını Kayseri’nin Kumarlı köyü yakınlarında saatlerce beklemişlerdir. Mustafa Kemal’in gelmesiyle heyeti büyük bir coşku ile karşılamışlardır. Mustafa Kemal’le Beraberinde Rauf Bey ve diğer heyet üyeleri ile Çifte Kümbed’de otomobilinden inerek Türk Bayraklarıyla süslenmiş cadde ve sokaklarda yediden yetmişe toplanan Kayseri halkının “YOLUNDA ÖLMEYE HAZIRIZ PAŞAM” sözleriyle alkışlanmışlardı. Halkın teveccühüne selamlayarak karşılık veren Mustafa Kemal Paşa ve beraberindekiler konaklamak için şimdiki Atatürk evi olarak anılan İmamzade Reşid Bey’in evine gitmişlerdir.
Burada Mustafa Kemal Paşa’nın yanında ev sahibi İmamzade Reşid Bey, Faik SeIenk ve İbrahim Safa Bey bulunuyordu. Mustafa Kemal’in yanında Rauf Orbay, Mazhar Müfid Kansu’dan, Hakkı Behiç Bey, Binbaşı Hüsrev Gerede, Dr. Refik Saydam ve Yaver Cevat Abbas Bey vardı. Mustafa Kemal çok aç olmasına rağmen ekip arkadaşlarından kara saplanan araç kurtarılana kadar yemeğe başlamamıştır.
Ertesi gün, 20 Aralık 1919 cumartesi sabahından itibaren Mustafa Kemal Paşa, Kayseri belediye binasına gitmiştir. Kayseri Halkı ile ve bilhassa din adamlarıyla Raşid Efendi Kütüphanesi’nde toplantı yapmıştır. Bu toplantıda; şehrin eğitimli kişileri, esnaf ve tüccardan ileri gelenler bulunmuştur. Toplantıya katılanlara Mustafa Kemal Paşa memleketin içine düştüğü bu kötü durumdan ancak, birlik ve beraberlik içerisinde, milletçe kurtulunacağını söylemiş ve onlardan yardımlarını istemiştir. Mustafa Kemal, Kayseri’ye gelmeden öce dönemin Şeyhülislamının onlarca fetvasına rağmen Kayseri halkı yapılan toplantılara çok yoğun katılım sağlamıştır. Günümüzde bu ziyareti karalamak amacıyla Mustafa Kemal’e karşı Kayseri halkının çok soğuk davrandığı gibi asılsız söylemler ortalıkta dolaşmaktadır. Hâlbuki tarihi belgeler, gazeteler ve bazı günlüklerde bu ziyarete çok yoğun ilgi gösterildiği belirtilmektedir.
Mustafa Kemal Paşa, Raşit Efendi Kütüphanesi’ndeki bu toplantıdan sonra Kayseri halkı üzerinde büyük etkisi olan itibarlı din adamı Kızıklızade Hoca Kasım Efendi’yi evinde ziyarete gitmişlerdir. Bu görüşmelerde Hoca Kasım Efendi, Atatürk’e şöyle hitap etmiştir: “Günlerdir rüyamda gördüğüm kişiyle nihayet karşılaştım. Doğudan mavi gözlü bir zat gelecek ve bu vatanı kurtaracak. Allah’ül-alem, o zatı muhterem siz olsanız gerektir.” Bu sözler ve ardından Hoca Kasım Efendi’nin yapmış olduğu dua Atatürk ve arkadaşlarını son derece memnun etmiştir. Mustafa Kemal Paşa, bu ziyaretten çok memnun kalmış ve ertesi gün Kayseri halkına hitaben, teşekkür ve memnuniyetlerini ifade eden ünlü beyannamesini hazırlamıştır.
20 Aralık 1919 gününü çeşitli toplantı ve görüşmelerle tamamlayan Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, Kayseri’de ikinci tarihi günü ve geceyi de aynı evlerde geçirerek, 21 Aralık 1919 Pazar sabahı saat 9’da Kayserililere bir beyanname yayınladıktan sonra Ankara’ya gitmek üzere Mucur’a hareket etmişlerdir.
“ANADOLU VE RUMELİ MÜDAFAİ HUKUK CEMİYETİ HEYETİ TEMSİLİYE’ SİNİN KAYSERİ AHALİİ MÜHTEREMESİNE BEYANNAMESİ” adıyla Heyet-i Temsiliye namına Mustafa Kemal imzasıyla yayınlanan bu beyanname Kayserililerin atadan evlada kalan ve iftiharla, şükranla taşıyacakları çok değerli bir belgedir. (Ayrıntılı bilgi için Ahmet Vehbi Ecer’in Heyeti Temsiliye Reisi Orak Mustafa Kemal Paşa’nın Kayseri’ye Gelişi adlı eserine bakabilirsiniz.)
Mustafa Kemal Paşa, Kayseri halkından bu karşılama nedeniyle büyük övgülerle bahsetmiştir. Kurtuluş savaşının başlatılmasında güç ve moral bulduğunu beyannamede ayrıntılı olarak belirtmiştir.
Mustafa Kemal Paşa’nın Kayseri’ye gelişi üzerinden tam 100 yıl geçmiştir. Bu geçen süre zarfında bazı şeylerin pek değişmediği anlaşılmaktadır. Milli mücadele Anadolu’da İstanbul’a rağmen başlamıştı. Milli mücadelenin öncüsü Atatürk’ün yüz yıl önce açtığı aydınlık ateşi Anadolu’da hala tütmektedir.
Bugün dünya devletlerinin büyük çoğunluğu ulus-devlettir. Ulus devletlerin temel özelliği tek bir millete dayanmasıdır. O milletin kültürü de aynı zamanda o coğrafyanın hâkim kültürüdür. İstiklâl Savaşı’nı kazanan ve devleti kuran aslî unsur doğal olarak da 1923’te kurulan ulus-devletin dayandığı aslî unsur ve hâkim kültür olmuştur. “ ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir’ sözü ile de ulus-devletin dayanacağı bu kimlik belirtilmiştir” .
Uygulamaya konulan kültür ve eğitim politikalarının amacı Türkleştirme değil Türkleşmedir. Yüzyıllardır ihmal edilen, ötekileştirilen millî kimliğin yeniden onarılması için Türk’e yönelme, yitirilen kimliğin yeniden kazandırılması çabasıdır. Türk kültürünü bütün zenginlikleri ile ortaya çıkarma ve millî bilinç oluşturma çabalarına ağırlık verilmiştir. Tarihi millî motifler yeniden canlandırılmıştır. İki örnek vermek gerekirse; 1924’te Atatürk’ün başkanlık ettiği Bakanlar Kurulu kararıyla İstanbul Üniversitesi bünyesinde Türk kültürünü ve medeniyetini dil, edebiyat, folklor gibi sahalarda araştırmak için kurulan Türkiyat Enstitüsü’nün amblemi yine Atatürk’ün isteğiyle karlı Tanrı Dağları’nın önünde elinde meşale olan bozkurt olarak belirlenmiştir. (Ancak bu yazıyı hazırlarken fark ettim. İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nün internet sitesinde Atatürk’ün istediği şekilde tasarlanmış amblem belli belirsiz duruyordu, gizlemek için sanki özel gayret gösterilmiş gibiydi. ) “Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın Atatürk’e gönderdiği 30 Ağustos 1935 tarihli Zafer Bayramı Kutlama telgrafında ‘ulu Başbuğ’a’ ifadesi kullanılmıştır.” Böylece tarihin derinliklerine vurgu yapılarak milletin tarihi hafızasına uyarıcı sinyaller gönderiliyordu. 1931 ve 1932’de Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu, 1935’te Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi kurulmuştur. Özetle, millî kültür canlandırılarak millî bilinç oluşturulacak bunun itici gücüyle millî menfaatler daha güçlü korunacak ve millî ülkülere ulaşılacaktır.

