Etiket

kayseri

Tarama

Kültepe, Kayseri’nin 21 km kuzeydoğusunda bulunan Karahöyük köyünün yakınlarındadır. Dönemin uluslararası dili olan Akadca’da “rıhtım” anlamına gelen “Karum”, Anadolu da on kentte kurulan pazarlara verilen isimdir. Höyükten birkaç metre aşağıda bulunan Karum (aşağı şehir) Asurlu tüccarların yerleştiği şehirdir. Höyük ise yerli halkın yaşadığı, 500m çapında ovadan yüksekliği yaklaşık 20m surlarla çevrili olan bölgedir. Coğrafi özelliklerinin yanı sıra çok önemli bir medeniyet merkezi olmasıyla bilinmektedir.
Dünyanın ilk ticaret merkezi olma özelliğini taşıyan Kaniş Karum’da ilk kazılar 1948 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından başlatılmıştır. Bölgede genel hatlarıyla birbirinden ayrılan 4 kültür katı bulunmaktadır. İlk iki katında çivi yazılı tabletlere ve ticarete dair herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. 3. Kattan itibaren bulunan tabletlerin ışığında ticaretin doğduğunu, ilk iki kata göre daha gelişmiş bir topluluğun yaşandığını görebiliyoruz. Bu dönemde, farklı topluluklarla ticari ilişkiler başlamaktadır. Eski Tunç Çağı’ndan itibaren Mezopotamya, Suriye, Kilikya ve Güneybatı Anadolu ile kurulan ticari ilişkiler MÖ. 3. binyılın ikinci yarısında ivme kazanmıştır. Keşfedilen yerli seramiğin yanında ithal seramikler, silindir mühürler,kıymetli maden, taş objeler bu dönemdeki ilişkilerin kanıtıdır. Bu dönemden itibaren Kaniş’ te dini ve idari nitelikli anıtsal yapılar inşa edilmeye başlanmıştır.
Yapılan kazı çalışmaları sırasında Höyüğün batı kısmında 75 metreye 65 metre ölçülerde büyük bir yapı ile karşılaşılmıştı. Günümüzden 6.500 yıl öncesine dayanan yapı büyük bir olasılıkla bir idari yapının, yani o dönem içinde sarayın bir kısmını oluşturmaktadır. Bölgenin kazı heyeti başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu bu yapıyla ilgili şunları söylemiştir: “Bu büyüklükteki yapı esas itibariyle ne Anadolu’da ne Suriye ne de Mezopotamya’da bulunmaktadır. İki ayrı binadan oluşan yapının bir kısmı güneyden gelen malların depolanması amacıyla kullanılıyordu. Diğer kısım ise özel bir bina veya saray olabileceği üzerinde duruyoruz. 2010 yılından beri bu büyük yapıyı ortaya çıkarmakla uğraşan ekip bu yapının korunması için önemli çalışmalar yapmaktadır. Bu çalışmalar sırasında bir de doktora tezi hazırlanmıştır. Bu tezde bölgeyi korumak için denenen bazı yöntemlerden söz edilmektedir. Bölgenin korunması için birçok yöntem denense de alışılagelmiş geleneksel yöntemlerin dışında başka koruma yöntemi mümkün olmamıştır. Buna göre bölgeden alınan topraklarla elde edilen çamurla yapılar sıvanarak korunmaya çalışılmaktadır.
Kültepe tabletlerinde uzun yıllarda yapılan kazı çalışmaları sonucunda şu ana kadar yaklaşık 25.000 çivi yazılı tablet bulunmuştur. Bu tabletlerin çoğunda içerik ticari faaliyetlerle ilgilidir. Tabletlerin tamamı şahıslara (kişisel) aittir. Bu tabletler dünyadaki en erken özel sektör kayıtları olarak kabul edilmektedir. Farklı uygarlıklara ait tabletler tanrıya hesap vermek, devlet kayıtları gibi nesnel bilgileri kayıt altına almak için yazılırken, Kültepe tabletlerinin şahıslara ait olması dönemin sosyo-kültürel yapısı hakkında bizlere önemli bilgiler vermektedir. Tabletlerden sadece alış-veriş ile ilgili bilgiler değil, onların günlük hayatta neler yaşadıklarını da öğrenebiliyoruz. Ticari faaliyetler esnasında tüccarların o anki duygu durumlarına, sevinçlerine, üzüntüleri bile tabletlere yansıtılmıştır. Tabletlerde günlük yaşamdan olaylar; evlenme, boşanma, evlat edinme, mahkeme kararları, ev satışı, başlık parası, kan parası, köprü geçiş vergisi, evraklarla ödenen vergi gibi çeşitli konular da anlatılmaktadır. Kısaca ekonomik değeri olan herşey kayıt altına alınmıştır.
Tabletlerdeki bilgilere göre kadınları, 4 bin yıl önce devlet yönetiminde ve ticarette söz sahibi olmuşlardır. Örneğin bir anlaşmayı onaylamak için kralın yanında kraliçenin mührünün olması da gerekmektedir. Bu da kral ile kraliçenin yönetimde eşit olması demektir. Kadınlara önem veren ve özgürlüklerinin kısıtlanmadığı bir toplum yapısını gördüğümüz Kaniş Karum’da kadınlar da ticaretle de uğraşabilmekteydi. Hatta Kaniş Karum’da ticaretle uğraşan bir kadının alacağını tahsil etmek için Asur’a gidip hakkını aradığını da yine bu tabletlerden öğrenmekteyiz.
Medeni toplumlarda gördüğümüz adalet ve eşitliğe dayalı gelişmiş bir hukuk sistemi Kaniş Karum’da da karşımıza çıkmaktadır. Medeni toplumlara has suçlunun hapishaneye konarak cezalandırılması uygulaması Kaniş Krallığı’nda da mevcuttur. Tabletlerde hapishanede hapishane karşılığında kullanılan kelime “Kişerşum” dur. Metinlerde “hapishaneye atmak”, “hapishanede kalmak”, “hapishaneye girmek” tabirleri geçmektedir. Mesela kaçakçılık yapmakla itham edilen dönemim tanınmış tüccarı Puşu-Ken ve yerel bir kralla aralarındaki ticari meseleden dolayı anlaşmazlık çıkan Bazia, bir mektubunda 10 aydan beri hapishanede yatmakta olduğunu belirterek, muhatabından kurtulması için krala bir elçi göndermesini rica etmiştir.
Tabletlerde karşılaşılan hukuksal düzenin işleyişi bizlere eski uygarlıklara karşı ön yargımızdan kurtarmaktadır. Kadınlara önem veren bu toplulukta kadınların haklarını da yasalarla güvence altına almıştır. Örneğin ikinci bir eş almanın yasak olması ve alınması durumunda para cezası uygulanması, boşanma durumunda kadınlara nafaka ödenmesi gibi haklar olduğunu, ekonomik değeri olan herşeyin kayıt altına alındığı tabletlerden öğrenmekteyiz. Bunun yanı sıra aile kurumunun korunması için de mirasın anne ve baba öldükten sonra paylaşılması, çocukların anne babalarına bakmakla yükümlü olmasını da tabletlerden öğrenmekteyiz.
Ticari anlamda çok ileri olmasına rağmen MÖ 1970’li yıllarda Kaniş Krallığının ekonomisinin çok da iyi olmadığı bilinmektedir. Bunun üzerine Asur Kralı Erişum, işlerin iyi gitmediğini ve bir şeyler yapılması gerektiğinin farkındadır. Bu sebepten ötürü ticarette devlet tekelini kaldırmış, şehrin zenginlerine imtiyaz tanıyarak ticaret yapmaya teşvik etmiştir. Günümüzde ekonomiyi güçlendirmek amacıyla uygulanan teşvik ve özelleştirme sisteminin 4 bin yıl önce Asurlularda uygulandığını görmekteyiz.
Bulunan 25.000 tablet içinde 7 tanesinin farklı bir amaç için yazıldığını görmekteyiz. Bunlar büyü tabletleri olarak adlandırılmaktadır. Muska ya da kötü ruhlara karşı yapılmış olan bu metinlerin hiçbirisi kötülük yapmak amacıyla yazılmamıştır. Birinde insanların kara gözlere karşı yaptıkları bir çeşit dua metni bulunmaktadır. Burada geçen karagöz ifadesi Anadoludaki kem göz, nazar gibi durumlara oldukça benzemektedir. İnsanların sağlıklı yaşayabilmeleri için kötü gözlerden uzak durmaları gerektiği yazmaktadır. Bir diğeri de doğum yapan anneye kolaylık ve yardım etmek için yazılmıştır. Bir başka tablette yeni doğan bebeği sarılıktan korumak için yazılmıştır. Günümüzdeki muskaya benzer üzeri delikli tabletlere yazılmışlardır. Bunları muhtemelen evlerinin duvarlarına asmış olmalılar diye düşünülmektedir.
Tabletlerde geçen kelimelerden yaklaşık 300 tanesi günümüzde kullandığımız ve dilimize Arapçadan geçen kelimelerdir. Bunlardan bazıları şemsiye, tercüman, neccar (marangoz), kabir, nadas, kese, lisan, reis (baş-kafa), haram, öşür, icar, vekil, zikir, mahrem, ispat, mazbata… Dilimize Arapçadan geçtiğini bildiğimiz bu kelimeler Araplar ile Asurluların Sami ailesine mensup olmasından dolayı benzerlik göstermektedir.
Kültepe kazılarında ortaya çıkan bu tabletler 2014 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine alınmıştır.
Birbirinden taş döşeli sokaklarla ayrılan büyük mahalle tam planlarıyla ortaya çıkarılmıştır. Ayrı dilleri konuşan ülke temsilcilerinin bu şehirde yan yana yaşadıkları evleri, onların arşivleri, atölyeleri, depo ve dükkânları ortaya çıkarılmıştır.
Bıraktığı uygarlık üzerine Hititlerin temelinin atıldığı bir gerçektir. Bu bölge sadece Anadolu değil Mezopotamya ve Suriye tarihini aydınlatmaktadır. Ve tabi ki merak ediyor insan böylesine sağlam bir uygarlık, bu düzen nasıl bitti diye? En yaygın görüşe göre Kültepe bölgesi sebebi bilinemeyen bir büyük yangın nedeniyle terk edilmiştir. İnsanların sadece kaçıp canını kurtardığı, bütün eşyalarını evlerinde bıraktığını görmekteyiz. Buda afetin büyüklüğünü gözler önüne sermektedir.

Eski Tunç Çağı’nın ikinci yarısında Mezopotamya ve Suriye ile başlayan ticari ve kültürel ilişkiler, MÖ II. Binyılın başlarında iyice kuvvetlendi ve sistematik bir hale gelmişti. Asur Kralı’nın kontrolündeki ticaretin Anadolu’daki merkezi Kültepe’dir. Buradaki ticaret maden ve tekstil ticareti şeklinde gerçekleşiyordu. Anadolu’da bulunmayan kalay ve gümüş, Asurlular tarafından altın karşılığında Anadolu halkına satılıyordu. Hammadde olarak alınan yün de, “Babil modasına uygun olarak Asur’da dokunup, Anadolu’da gümüş ve altın karşılığında satılmıştır.3024799
Asur’dan Kültepe’ye getirilen mallar, Anadolu içlerine kadar dağıtılabilmiştir. Alım-satımı yapılacak mallar ve bunların fiyatları, gümrük işlemleri ve ödenecek vergiler, saray memurlarının satın alacakları mallar ve karşılığında ödeyecekleri miktarlar, tüccarların güvenliğinin sağlanması gibi her türlü hak ve sorumluluklar Asur ile yerel krallıklar arasında yapılan antlaşmalarla tespit edilmiştir. Anadolu ile Mezopotamya arasında gerçekleştirilen ticaretin temeli karşılıklı kazanç ilkesine dayanmaktadır. Ancak bölgedeki ticarette Asurluların kazancının Anadolulara göre çok daha fazla olduğu anlaşılmaktadır.
Kültepe’de Asur Ticaret Kolonileri Çağını, Tepedeki 8. ve 6. tabakalar ve bunların Karum alanındaki çağdaşları olan II. ve Ib olarak isimlendirilmiş şehirler temsil etmekteydi. Yazılı belgelere ve arkeolojik buluntulara göre II. kat MÖ 1920-1835; Ib ise MÖ 1830-1720 yılları arasına tarihlenmişti. 1b katının üzerine kurulmuş 1a şehrinin en azından bir nesil devam ettiğine şüphe yoktur.kayseri-kazi-calismasi_108456_90040
Tepe’de bu çağa ait 3 saray ve iki tapınak keşfedilmiştir. Bu saraylar yalnız ikamete tahsis edilmemiş, aynı zamanda birer depo/kervansaray olarak kullanılmıştır. Tüccarların Kültepe’ye dışarıdan getirdikleri mallar, doğrudan doğruya saraya götürülmüş ve vergi işlemi tamamlanana kadar kira karşılığında orada depolanmış/muhafaza edilmiştir. Onların bu önemli fonksiyonu, yapıların planlarını da etkilemiştir.
Adlarını bildiğimiz beş Kaniş Kralı, sitadelde 7. katta inşa edilmiş büyük sarayda oturmuşlardır. Şiddetli bir yangınla tahrip edilmiş olan bu anıtsal yapının enkazında bulunan ve Maraş civarına lokalize edilen Mama Kralı Anum-Hirbi’nin Kaniş’e gönderdiği bir mektubu içeren tabletten edinilen bilgilere göre bu saray, Kaniş kralı İnar’ın oğlu Warşama’ya aittir. Ayrıca, Kaniş’i zapteden Kuşşara Kralları Pithana ile oğlu Anitta’nın da bu sarayda hüküm sürdükleri anlaşılmıştır. Tabanı taş döşeli merkezi bir avluyu çeviren oda ve salonlardan oluşan bu saray, çağdaşı Eski Babil saraylarından etkilenerek inşa edilmiştir. Bu döneme kadar elde edilen kültür birikimi sonucunda ve bu dönemi takip eden zaman içinde, Orta Anadolu’da ilk kez merkezi bir otorite tesis edilecek, Anadolu’nun ilk devleti olan Hitit Devleti kurulacaktır.
İlk Hitit kralı olarak da bilinen Kral Anitta “Anitta metninde“, Kültepe’yi zapt ettikten sonra, onu tahkim ettirdiğini, mabetler yaptırdığını belirtir. Gerçekten de, Tepe’nin batı kesiminde, 7. katta, aynı tekniğe ve plana göre inşa ettirdiği mabetlerden ikisi kazılarda açığa çıkarılmıştır. Kazılar sırasında, mabetlerin hemen yanında 2 ton ağırlığında işlenmemiş obsidyenin depo edildiği, dikdörtgen planlı bir yapı açığa çıkarılmıştır. Kutsal alandaki bu yapı, mabetlere veya saraya ait resmi bir depo binası olmalıdır. Salonun tabanında, üzerinde “é.gal A-ni-ta ru-ba-im” (Kral Anitta’nın sarayı) yazılı tunç bir mızrak ucu keşfedilmiştir. Bu mızrak ucu, Kral Anitta’nın tarihi kişiliğini kanıtlayan ilk orijinal belgedir.
Kültepe, Asur Ticaret Kolonileri Çağı’nın sona ermesinden sonra, yaklaşık 800 yıl boyunca Demir Çağı’na kadar iskan edilmiştir. Demir Çağı’nda veya Geç Hitit Çağı’nda tepede inşa edildiği anlaşılan kabartmalı ortostadlarla süslü büyük binanın Asurlular tarafından tahrip edildiği, tasvirli blokların parçalandığı anlaşılmıştır. Kazılarda, hiyeroglifli stelin, tanrı, karışık varlık kabartmalarının ve aslan heykelinin küçük parçalarının daha sonra inşa edilen duvarlarda yeniden kullanılmış olduğu görülmüştür. Bu çağda Kültepe, büyük Tabal ülkesine bağlı prensliklerden birinin merkezi olmalıdır. Şehir MÖ 10-8. yüzyıl arasında güçlü varlığını korumuştur.images
Höyük’teki son iki kültür dönemini Helenistik ve Roma çağları temsil eder. Kültepe, bu çağlarda Kayseri’nin gölgesinde kalmış küçük, fakat müstahkem bir şehirdir. Helenistik Çağ’a ait bezekli bir vazodaki atla panter avı sahnesi, Anadolu’da tek bir örnek olması açısından büyük önem taşımaktadır. Kültepe, Geç Roma çağının son safhasında terk edilmiş ve bir daha yerleşim alanı olmamıştır. Roma-Helenistik çağlarında Karum’un doğu kesimi mezarlık olarak kullanılmıştır.
Tepe’de ve Karum’da keşfedilen buluntulardan, Kültepe’deki yerleşimin MS 13. yüzyıla kadar devam ettiği anlaşılmaktadır. Karum’da satıh toprağının altında bulunan Selçuklu Sultanı II. Keyhüsrev’e (öl. 1211) ait bir sikke, Kültepe’de hem Kaniş hem de Karum alanında tespit edilen en geç dönem kalıntı ve buluntuların Selçuklu dönemine ait olduğuna işaret etmektedir.3
Karum üzerindeki kazı çalışmaları hala devam etmektedir. Kazı çalışmalarının bitmesiyle insanlık tarihi için yeni bir dönemin açılacağı kanaatindeyim. Kazı alanının genişliği kazıda çıkarılan eserlen hassaslığı nedeniyle çalışmalar oldukça yavaş ilerlemektedir. Ancak, geçmişe dönük birçok gizemin aydınlanması için Kültepe Harabelerinin iyi anlaşılması gerektiğini düşünüyorum.
RÜVEYDA BULUN

Enerji kaynaklarının bilinçsizce kullanılması basit gibi görünen ama hem ekonomimizi hem de sağlığımızı tehdit eden önemli bir sorundur. Günümüzde; hiçbir şeyin sonu yokmuş gibi tüketiyoruz. Bu tüketim ayrıca büyük çevre sorunlarına yol açmaktadır. Bu yüzden çevre dengesini yeniden kurma zorunluluğu, küresel ekonominin gelişimini giderek daha çok etkileyecek.

Yenilebilir enerji kaynaklarına geçmek kışın üşümek ya da karanlıkta oturmak anlamına gelmiyor. Geri kazanılmış kâğıda ya da çeliğe geçmek, kalitesi düşük ürünleri kabullenmek anlamına da gelmiyor. Yeni makinelerle, daha az kaynak ve enerji kullanılarak, aynı kalitede ürünler elde ediliyor. Ayrıca yenilenebilir teknolojiler sağlık harcamalarını önemli ölçüde azaltırken, yenilenebilir enerji alanlarına yapılacak yatırımlarla yeni istihdam alanları oluşturulabilmektedir. Bu bağlamda Kayseri ilginç bir örnek oluşturmaktadır. Şimdi Kayseri’nin bu alanda yaptığı çalışmaları inceleyim.

Şehrimizde geridönüşüm içintoplanan atıklar şöyle sıralanabilir.

  • Her Türlü Plastik Atıkları; Pet Şişe, Poşetler, Yoğurt ve Ayran Kapları
  • Her Türlü Kağıt Atıkları; Karton, Mukavvalar, Gazete
  • Her Türlü Metal Atıkları; Konserve Kutuları, Tenekeler, Meşrubat Kutuları
  • Her Türlü Cam Şişeler   

 2011 yılı itibariyle 2588 ton ambalaj atığı toplanmıştır. Bu atıkların 1759,84’ü kâğıt, 284,68 tonu cam 336,44 tonu plastik 207,04 tonu metaldir. Bu atıkların geri dönüşüm sonucunda tekrar kullanıma kazandırılmasıyla toplam 29,918 adet ağacın yok olması önlenmiştir.

Talo1: Kayseri ‘de 2011 yılında toplanan ambalaj atığı

Kaynak: Kayseri Kocasinan Belediyesi Geri Dönüşüm Hizmetleri 2011

Bunlara ilave olarak 20204347 litre su, 18294831 kwh elektrik enerjisi ve 3701 fıçı benzin tasarrufu sağlanmıştır. Bir kwh elektriğin maliyeti 27,48 kuruş ise; geri dönüşümden elde edilen kar değeri 365896,62 Türk Lirası’dır. 1 metre küp su maliyeti 1,68 Türk Lirası ise; geri dönüşümden elde edilen kar değeri 33943134,96 Türk Lirasıdır. Bu çalışmalardan elde edilen kazanç gelecekte hem yeni iş ve istihdam alanlarının oluşmasında önemli sermaye birikimi sağlayacak, hem de çevreci yatırımların yaygınlaşmasını teşvik edecektir.

Talo2: Kayseri’de 2011 yılında toplanan atıklardan elde edilen su tasarrufları

Şahruh köprüsü’nün Kurtarılması İçin Yapılan Çalışmalar

Şahruh köprüsü Kayseri’de, Sarıoğlan ilçesinde, Karaözü kasabasındaki Dulkadiroğulları zamanında 1492 yılında yapılmış tarihi bir köprüdür. Köprünün tarihi ve yöre için önemli bir geçit yolu olmasından dolayı kurtarmayı amaçladık.

Şahruh Köprüsü, muntazam kesme taşlarla yapılmıştır. İçerlek olan kemerler muntazam örülmüştür ve sivri formdadır. Kilit taşı bütün kemerlerde çok belirli Şekilde çıkıntılıdır. Kemerlerin üzerinde tahvif kemeri vardır. Bunlar tempan duvarı ile aynı düzeydedir. Kemerlerin hemen üzerinden çıkıntılı bir şekilde korniş (plent) taşı uzanır. Korniş taşından sonra iri kesme taş bloklardan korkuluk vardır. Eğim, büyük göz üzerinden yanlara doğru azalarak devam eder. Uzunluğu 161 metre, eni 6.2 metre, yaklaşık 11 metre yüksekliğinde (en yüksek yeri), en büyük kemer açıklığı 12.00 m. olup, kemer şekilleri sivri olan 8 (sekiz) kemerlidir. Ortada yüksek sivri bir kemer, onun her iki yanında da gittikçe alçalan kemerler bulunmaktadır. Yanlardaki korkuluklar iyi bir durumda olup, köprü günümüzde de kullanılmaktadır.

Köprünün toprağa sağlam basması ve Kızılırmak’ın azgın sularına direnebilmesi için kemerlerin oturtulduğu ayakların iki ucunda yedi tane güneyde, yedi tane de kuzeyde olmak üzere on dört adet üçgen şekilli “Tosun Burunları” (Sel Yaranlar) vardır. Suyun geliş istikametindeki kuzey tarafında bulunan Tosun Burunları hem yüksek hem de üzeri düzgün bir üslupla yayvan çatılı dam gibi kapatılmış, güneydekiler alçak yapılı üstü düz ve açıktır.

Köprü, arazinin durumuna göre doğu batı doğrultusunda inşa edilmiştir. Geniş açılı bir çatı gibi düşünülmüş, çatının en yüksek noktasından batıya doğru uzunluğu 53 metre, doğuya doğru ise 108 metre olarak inşa edilmiştir.

Açının köşegeninin altına en büyük göz (buna ortada olmamasına rağmen “Orta Göz” denir) getirilmiş. Bunun batısında iki, doğusunda da beş göz vardır. Bu gözler büyük gözden itibaren her iki yana doğru küçülerek köprünün görkemini tamamlar.

Batıdan birinci, ikinci, üçüncü gözün kuzey yüzeyindeki kemerlerin kilit taşları kemer hizasından taşırılmadan beyaz taşlardan yapılmış, diğerleri kemer hizasında beş santim taşırılarak ana gövdeyle bütünleştirilmiş.

Köprünün iki yanında korkuluk taşlarının bastığı yatay vaziyetteki sıralı taşlar dışarı doğru on beş santim kadar taşırılmak suretiyle bir silme meydana getirilmiş. Kemerleri oluşturan taşlar bazen ana gövdeden beş santim içeri alınmak suretiyle değişik bir görüntü verilmiş. Korkulukların altına taş oluklar yerleştirilmek suretiyle köprü yağmur ve kar sularından korunmak istenmiştir.

Oluklar “Kör Göz’ün” (doğudan birinci göz) kuzeyi ile batıdan ikinci gözün güneyine olmak üzere iki adet olarak inşa edilmiştir.

Batıdan ikinci gözün kuzey yüzeyindeki kemerin kilit taşının orta yerine kıvrımlı kabartma bir topuz oturtulmuş. Güneyindeki taşa ise gonca kabarması işlenmiş. Bu kilit taşın sağ üst köşesine, köprü oluğundan biri yerleştirilmiş.

Köprünün üzerinde sağlı sollu iki sıralı 1923-1935 yılarında tamir ettirilen, eni 30 cm, boyu 79 cm ebatlarında kesilmiş taşlardan yapılmış 156 metre uzunluğunda korkuluklar bulunmaktadır. Bunların dört ucunda düzgün şekillendirilmiş yatay vaziyetteki bağlantı taşlarında sadece güney korkuluk taşlarının batı ucundaki taşın üzerinde iri rakamlarla 1935 tarihi kazılmış.

Şahruh Köprüsü, açık sarı renkli kesme taşlardan yapılmış olup doğudan birinci gözün (Körgöz) kuzeyindeki kemerin üstünde 28×53 cm ebadında kabartma bir motif bulunmaktadır.

Bu motifin ortasında salkımları bulunan bir asma ile asmanın sol yanında aslan heykeli dikkat çeker. Üst boşluklarda 1328-1329 tarihleri kompozisyonu tamamlar. Bu hicri tarihler 1910 miladi yılının karşılığı olup bir tamir tarihini belgeler nitelikte olsa gerek. Bu kabartmanın ortasında bulunan iki yana sarkık asma çubuğunun “Hayat Ağacı”nı sembolize ettiği tahmin edilmekle beraber soldaki aslan kabartmasının Selçuklu aslan kabartması tasviri geleneği doğrultusunda yapıldığı bilinmektedir.

Bu motifin hemen üzerinde, kısmen aslan başlı, burnu kırık, ikinci “Taş Oluk” bulunmaktadır. Aşağıdaki resimlerde hem sol hem sağ taraftan çekilmiş hali mevcuttur.

Körgözden (doğudan birinci göz) sonra gelen ikinci gözün güney yüzündeki kilit taşın üzerine oyularak kazılmış iri rakamlarla 1959 tarihinin yazılmış olduğunu görüyoruz. Bu tarihle de buraların tamir edildiği belgelenmiş oluyor.

Köprü Selçuklu stili karakterinde inşa edilir. Köprü inşaatında taşlar kısa yüzü dışa, uzun yanı içe doğrudur. Selçuklularda taşlar arasına Horasan harcından (kireç – taş tozu – yumurta beyazı ) derz yapılır.

Şahruh Köprüsü’nde üç çeşit kemer kullanılmıştır.

  1. Tam daire kemer: Küçük göz (kör göz) ve ikinci göz kemeri
  2. Yarım ay şeklinde: Üç, dört, beş ve sekizinci kemer.
  3. Armudi kemer: Altı ve yedinci iki büyük kemerdir. Bunlar suyun akışına ve arazi durumuna göre yapılmışlar. Köprünün bütün yükü altıncı ve yedinci kemer üzerindedir.

Sonuç

Şahruh köprüsü 1538, 1910, 1935, 1959, 1997, 2012 ve 2013 yıllarında sekiz narım evresi geçirmiştir. Bu onarım evrelerinde köprünün hasar görmesine neden olan bazı kısımlarındaki sorunların giderilemediği giderilmediği tespit edilmiştir. Köprünün yıkılıma tehlikesi geçirmesine neden olan ayaklarının temellerinin ardıç ağaçları üzerine kurulduğu görülmüştü. Ardıç ağaçları suya dayanıklı bir nitelikte olduğundan temelin su içinde kaldığı sürece köprüye zarar vermediği görülmüştü. Ancak Köprünün aşağı kısımlarında yer alan kum ocaklarının ırmaktan bol miktarda kum çekmesiyle ırmak yatağını değiştirerek ardıçların açığa çıkmasına neden olmuştu. Böylece ardıçlar çürümüştür. Bunu gidermek amacıyla köprünün ayaklarının geleceği yer kazılarak hem zemin tespit edildikten sonra ardıç kazıklar çakılır. Üstüne yatay olarak ızgara biçiminde iki sıra üst üste kirişler döşenir. Yirmilik kalın dövme, “dövme kaşlı” çivilerle birbirine çakılarak sabitleştirilir. Onun üstüne de köprünün kemer ayaklarının taşları oturtulur. Çivilerin kaşları dört santim kadardır. Bu tamiratta ırmak yatağının değişmesine neden olan hususlar üzerinde durulmamıştır. Ya da taşkınlar ihtimaline karşı alınacak tedbirler yetirince planlanmamıştır.  Köprünün ulaşım için vazgeçilmez bir unsur olduğu bilindiği halde köprüye alternatif bir köprü yapımına başlanmamıştır. Taşkınlar sırasında fazla suların drenajının yapılacağı su tünelleri yapılmamıştır. Köprü kenarındaki ırmak çevresi yatağını koruması için set duvarları yapılmıştır ancak bu set duvarlarının büyük sel tehlikesine karşı ne kadar dayanacağı bilinmemektedir. Bu nedenle ırmağın taşkın sularından kurtarılması için ırmak kenarına dikilen ağaçların bütün sahayı kapsayacak şekilde yaygınlaştırılması sağlanmalıdır.