Etiket

gelecek

Tarama

Trafik, kirlilik seviyesi ve enerji kullanımı gibi birçok kriter sayesinde akıllı şehir statüsüne erişen şehirler arasında geleceğe en hazır 10 şehir sıralaması yapıldı
EasyPark Group adlı girişimin yaptığı sıralamada geleceğe en hazırlıklı şehir sıralaması yapıldı. Business Insider’ın haberine göre Wi-Fi erişim noktaları, akıllı telefon kullanım oranı; park sistemleri, trafik sensörleri gibi birçok kriterin yanı sıra temiz enerji ve çevre odaklı şehirler kapsamında dünya genelinde 500 şehir incelendi. Şehirler 18 kategoride sınıflandırılırken; mevcut inceleme sonucunda geleceğe en hazır şehrin Kopenhag olduğu ortaya çıktı. Liste rapor içerisinde Kopenhag’da temiz enerjiye yatırım yapıldığı ve şehirdeki karbon salınımının yüzde sıfıra düşürülmesinin de planlandığı belirtildi.
İşte araştırmaya göre geleceğe en hazır 10 şehir:
10- Melbourne


Avustralya’da bulunan şehir ilgili rapor listeye kent kapsamında bulunan donanımlı internet ağı sayesinde girdi.

9- Cenevre


Cenevre’de toplu taşıma sistemlerinde enerji tasarrufuna önem veriliyor.

8- Amsterdam


Hollanda’nın başkenti olan Amsterdam’da şehir hayatına ve toplumsal kolektif çalışmalarına yönelik birçok platform bulunuyor.

7- San Francisco


Dünyanın teknoloji başkenti olarak nitelenen şehir liste rapor içerisinde girişimciliğin şehri olarak yer aldı.

6- Tokyo


Tokyo, her yıl 14 milyar yolcunun seyahat ettiği toplu taşıma hatlarına sahip

5- Boston


Üniversiteleri ile meşhur olan şehir, eğitimiyle ön planda.

4- Zürih


İsviçre’de yer alan şehir yeşil alan düzenlemesi ile çevreci kent olarak biliniyor.

3- Stockholm


Şehir, yenilenebilir enerji kaynakları kullanımında Avrupa’nın birçok şehrinin ilerisinde yer alıyor.

2- Singapur


Singapur, dünyanın en ucuz toplu taşımasına sahip.

1- Kopenhag


Listenin zirvesinde yer alan Kopenhag, rapor içerisinde temiz enerjiye yatırım yapılan şehir olarak yer alıyor.

KAYNAK: SÖZCÜ GAZETESİ-15KASIM 2017

Ülkemiz orta kuşakta önemli bir kavşak noktasında bulunmaktadır. Gerek iklim, gerekse bitki çeşitşlşliği yönünden tarihin her döneminde cazibe merkezi haline gelmiştir. Bu vasfını günümzde de sürdürmesie karşın son zamanlarda gerek doğal gerekse de beşeri şartlarda meydana gelen olaylar nedeniyle tarımsal üretimde ciddi kayıplar yaşamaya başlamıştır.
Türkye’nin üç tarafının denizlerle çevrili olması ve sahip olduğu akarsular, Türkiye’yi maalesef su zengini bir ülke yapmıyor. Dağların genel hatlarıyla doğu batı doğrultusunda uzanması ve yükseltinin doğuya ve iç kesimlere doğru artması deniz etkisinin iç kısımlara ulaşmasını engeller. Bu durum, Türkiye’nin büyük bir bölümünün yarı kurak iklim şartlarına sahip olmasına neden olur. Böylece Türkiye’de kişi başına düşen su miktarı dünya ortlamasının altındadır.
Buna ilaveten küresel iklim değişikliklerinden kaynaklanan etkiler nedeniyle Türkiye’ye düşen yağış miktarında önemli azalmalar meydana gelmektedir. Yapılan derlendirmelere göre, yağış ortlamaları Türkiye’de 630 milimetre civarındayken 2000 yılından itibaren ülkemize düşen yağışlarda yüzde 10 civarında bir azalma söz konusu olmuştur. Küresel iklim değişikliklerinde yaşanan bu olumsuzlukların daha da artacağı değerlendirildiğinde önümüzdeki yıllarda daha kurak bir dönemin gelmesi söz konusudur.
Türkiye nüfusunun gerek hızlı artışı, gerekse de tarım alanlarının korunması konusunda yaşanan yönetimsel zaafiyetler nedeniyle tarım alanlarımız hızla azalmaktadır. Örneğin, 2000 yılında tarım alanlarımız 27 milyon 856 bin hektar idi. Günümüzde nerdeyse tarım alanlarımızda 5 milyon hektarlık bir azalma söz konusu olmuştur. Aynı şekilde çayır ve meralık alanlarımızın yaklaşık yüzde 10’dan fazlasını kaybetmiş durumdayız. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Antalya Ticaret Borsası (ATB) verilerine göre, 2014 sonu itibarıyla Türkiye’de ekilen ve dikilen tarım alanı 23 milyon 943 bin hektar, çayır ve mera arazileriyle toplam tarım alanı da 38 milyon 560 bin hektar olarak belirlendi.
Tarım alanlarımızın amaç dışı kullanımı son yıllarda önemli artışar göstermektedir. Buna küresel iklim şartlarında meydana gelen değişiklikleri de katınca Türkiye’nin önümüzdeki dönemde ciddi bir gıda kiriziyle karşı karşıya kalacağı tahmin edilmektedir. 2004 yılında 17 milyon 962 bin hektar olan tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerin alanı 2014 yılında 15 milyon 789 bin hektar alana gerilemesi üretimde de ciddi azlamaların olacağını göstermektedir. Türkiye’nin son yıllarda en temel gıda ürünlerini bile dışardan almaya başlaması geleceğimiz için daha ciddi kirizlerin olacağının göstergesidir.
Artık Türkiye bir zamanlar üretimde dünyanın en önemli üretici ülkesi durumunda olduğu tarım ürünlerinin bir kısmını dışardan satın almaya başlamıştır. Şöle ki; 2014 yılına ait TÜİK raporlarına göre soğan ithalatı 29 kat, lahana ithalatı 39 kat, nar ithalatı %136, karpuz ithalatı %122, kırmızı mercimek ithalatı %179, Antep fıstığı ithalatı %63, mandalina ithalatı %63, kaysı ithalatı %54, bezelye ithalatı %29, pirinç ithalatı %47, kuru fasulye ithalatı %38 yeşil mercimek ithalatı %29 ve nohut ithalatı %27 artmıştır. Dünya fındık üretiminin %78’ine sahip olan ülkemiz 6 bin ton fındık ithal etmiştir. 4 milyon 100 bin ton buğday ve 6 ton çavdar ithal edilmiştir.
Yukardaki değerlerin önümüzdeki yıllarda daha da artacağı aşikârdır. Çünkü tarım alanlarımız giderek azalıyor, köyden kente göç korkunç boyutlara ulaşmış durumda ve küresel iklim değişiklikleri artık tehlike çanlarını çalmaya başlamıştır.
Türkiye günümüzde hâlihazırda mevcut potansiyelini kullanarak olası bir gıda krizinin üstesinden gelmektedir. Ancak, bu potansiyellerin de gelecekte tükeneceği açıktır. O zaman artan nüfusun gıda talebi nasıl karşılanacaktır? Bence ülke olarak kafa yormamız gereken en hassas ve önemli konu gıda olmalıdır. Bugün insanları sahip oldukları hemen hemen her şeyden vazgeçmeye ikna edebilirsiniz, ama insanları asla gıdalarından vazgeçmeye ikna edemezsiniz.
Yukarda karamsar tablosunu çizdiğimiz durumlar, yakın gelecekte Türkiye’nin bir kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Tarih boyunca birçok kıtlık felaketi atlatmış bir milletiz. Ancak, günümüzde yaşanan kıtlık felaketinin etkisi geçmiş dönemlerden daha fazla hasar verecektir. Çünkü refaha alışmış bir toplumun hiç refah görmemiş bir topluma nazaran dayanma gücü oldukça zayıftır.

Günlük siyasi tartışmalar içerisinde her kesimden şaşalı mağduriyet edebiyatlarını dinlemekteyiz. Ancak hayatımız için, geleceğimiz dolayısıyla çocuklarımız için en büyük güvencemiz konumunda olan ağaçların mağduriyeti üzerinde fazla durulmamaktadır. Her siyasi oluşum geleceğe yönelik birçok proje geliştirirken, geleceğimizin teminatı ağaçlar konusunda, bir bakış açısının bulunmaması çok manidardır.

227009-agac-ve-cocuklarAğaçlarla ilgili kamusal ya da kitlesel ilgisizlik bireysel olarak da devam etmektedir . Örneğin hemen hemen her aile mümkün olduğu kadar çocukları için yatırım yapma gayretindedir. Ebeveynler, bütün çabalarının çocuklarının geleceğini kurtarmak amacında olduğunu belirtirler. Hatta çocukları için özel emeklilik ya da sigorta fonu oluştururlar. Kazançlarının bir bölümünü çocuklarının geleceği için ayırırlar. Özellikle çocukların iyi bir meslek sahibi olmaları için eğitme büyük fonlar ayırırlar. Buraya kadar bahsettiğimiz konu çocukların gelecekleri için yapılan çabalarla ilgilidir.

Ancak söz konusu çocukların geleceği olduğuna göre, çocuklarımıza gelecekte şimdiki gibi temiz bir hava, temiz bir su, tarımsal üretim yapılabilecek toprak, sağlıklı gıda bulabileceği yerler verebilecek miyiz? Madem her şeyi çocuklarımız için yapıyoruz. Çocuklarımızın sağlıklı bir çevreye ihtiyaç duyduğunun farkında değiliz. Çoklarımız gelecekte iyi bir meslek sahibi olabilirler, birliklerimizi kullanarak yeterli bir mal varlığına ulaşabilirler, barınacakları iyi bir evde yasabilirler. Ancak, en temel yaşam ihtiyaçlarını karşılayacak iyi bir çevreye sahip olabilecekler mi? 8p5xq

Aslında gözden kaçırdığımız bu soru, gelecekte çocuklarımızın en büyük sorunu olacak. Çocuklarımız büyüdüğünde bize hesap sormaya başlayacaklar. “Neden biz, sizler gibi temiz su, sağlıklı ve lezzetli gıda ve temiz bir hava bulamıyoruz” diye hesap soracaklar. O zaman bizler, “iyi de senin bir evin var, bir mesleğin var mı diyeceğiz?” Korkarım bu savunmamızın altında ezileceğiz.
Gelecek için yapılacak en önemli yatırım ağaç olmalıdır. Bu nedenle ağaçların sayılmayacak kadar çok faydalarından bazıları şöyledir:
• Ağaçların canlılara en büyük katsı oksijen üretmeleridir. Yapılan incelemelere göre göre yetişkin bir ağaç günlük 72 kişinin ihtiyacını karşılayacak kadar oksijen üretir.
• Ağaçlar, havayı serinletir. Küresel ısınmaya karşı alınabilecek önemli tedbir ağaç dikmek olmalıdır. Yine yapılan araştırmalar göre gelişmiş bir ağaç tek başına beş tane beş bin walltlık klimadan daha fazla serinletici etki yapmaktadır.
• Ağaçlar havayı temizler.
• Ağaçlar, suyu emerek sel oluşumunu engeller.
• Ağaçlar birçok canlıya ev sahipliği yaparak ekosistemi korur.
• Ağaçlar rüzgârlara bir perde görevini üstlenerek, rüzgârların şiddetli etkilerini engeller.
• Ağaçlar toprağı tutarak toprağın aşınmasını engeller.
• Ağaçlar kökleri yoluyla kayaları parçalayarak toprak oluşumunu kolaylaştırır.
• Ağaçlar kökleri yoluyla toprağın havalanmasını sağlar
• Ağaçların atıkları toprağın verimini artıran humusa dönüşür.
• Kışın ağaçların yaprakları toprağın yüzeyini bir yorgan gibi kaplayarak, toprağın donmasını engeller
• Ağaçlar ses perdesi görevini üslenirler. Özellikle büyük şehirlerdeki gürültü kirliliğine karşı en büyük tedbir ağaçlardır.
• Ağaçlar, çok büyük bir ekonomik sektör durumundadır. Ormanlar iyi değerlendirildiğinde ülke ekonomisine çok büyük katkılar sağlayabilir. Örneğin Finlandiya’da ormanlardan yılda 50 milyar dolar gelir elde edilmektedir.
• Ağaçlar, şehirlerde betonlaşma nedeniyle aşırı ısı birikimini engeller.
• Ağacalar, doğal sağlatım alanlarıdır. Psikolojik kökenli birçok hastalığın tedavisinde ağaçlı ortamlar daha etkili olmaktadır.
• Ağaçlar yer altı su kaynaklarını beslerler.
• Ağaçlar, reçineleri sayesinde ilaç yapımında kullanılır.
• Günlük hayatta vazgeçemediğimiz kâğıdın hammaddesi ağaçlardır.
Daha sayamadığımız birçok unsur ağaçlar sayesinde gerçekleşir. Günümüzde modern kentleşmede ağaçlar önemli bir göstergedir. Modern kentler artık yüksek binalarına göre değil, sahip olduğu devasa parklara göre anılmaktadır. Ağacı sadece yakacak odun olarak görmek geri kalmış toplumlara özgü bir tutumdur.
Bizim ve geleceğimiz için hayati önleme sahip ağaçlar, gerek bilinçsizlikten, gerek işin kolayına kaçma anlayışından, gerekse de aşırı kazanma hırsı yüzünden tahrip edilmektedir. Kendi geleceğini bile bile yok eden başka bir canlı türü yoktur. Bir ağaç en az yüz yıllık geleceği garantilemek anlamına gelmektedir.cevre-bilinci-12
Günümüzde ağaç tahribi çok ciddi boyutlara ulaşmışımdır. Bununla ilgili verilere bakacak olursak karşımıza oldukça karamsar bir tablo çıkmaktadır: ABD’deki Yale Üniversitesinden bilim insanları tarafından yapılan ve “Nature” dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, Dünya’da 3 trilyondan fazla ağaç bulunmakta ve kişi başına 422 ağaç düşmektedir.
Her yıl yaklaşık 15 milyar ağacın, tarım arazisi açma, kötü orman yönetimi, yangınlar gibi nedenlerle yok edildiği vurgulanan araştırmada, ilk uygarlıkların 11 bin 700 yıl önce ortaya çıkmasından bu yana yeryüzündeki ağaç sayısının, yüzde 46 oranında azaldığına dikkat çekildi.

Bir ağacı kesmenin telafisi zannedildiği gibi kolay değildir. Örneğin yetişkin 100 yaşındaki bir ağaç kesildiğinde onunla aynı işlevi yapmak için 2700 yeni ağaç dikmek gerekmektedir. Bu da bize ağaç kesmenin ne kadar maliyetli olduğunu göstermektedir. Ağacı sadece odun olarak değil de sağladığı yan unsurlarla değerlendirdiğimizde ağaç kesiminin ekonomik olarak korkunç maliyetlere ulaştığı görülmektedir. Örneğin sel felaketlerinin artmasıyla ağaç kesimi arasında paralellik bulunmaktadır. Ya da solunum yolu hastalıklarının artmasıyla ağaç tahribi arasında yakın ilişki bulunmaktadır.
Hem ekonomik olarak gelişmek hem de güzel ve sağlıklı bir çevrede yaşamak ağaç temelli ekonomiler sayesinde mümkün olabilir. Sürdürülebilir kalkınma dediğimiz bu modeller çevreci kalkınma biçimidir. Dünya kaynakları fazlasıyla insan ihtiyaçlarını karşılamaya yeterlidir. Ancak, gelir dağılımındaki adaletsizlik, aşırı kazanma hırsı ve bilinçsizlik doğal dengenin sigortası durumdaki ağaçları yok etmektedir.
Sonuç olarak, çocuklarımızın sağlığı ile doğanın sağlığı aynıdır. Ne kadar sağlıklı bir doğal çevremiz varsa o kadar sağlıklı ve mutlu çocuklarımız olacaktır. Çocuklarımızın geleceği uğruna ağaçları koruyalım.