Etiket

rusya

Tarama

SSCB’nin son dönemlerinde devleti yeniden yapılandırma anlamına gelen perestroyka, fikri son gelişmeler ışığında Kafkaslarda uygulanmak istenmektedir. Küresel güçlerin dünya hâkimiyetinin sağlanmasında köprübaşı olarak gördükleri Kafkaslar etnik gerilimler ve enerji mücadelelerinin körüklediği oldukça girift sahalar konumuna gelmektedir. Kafkaslar soğuk savaş sonrası döneminde yeni bir dağılma eşiğine gelinmiştir. Kafkaslardaki bu kargaşa ortamı hiç şüphesiz ki Türkiye’yi oldukça derinden etkileyecektir.

Dünya hâkimiyetinin çatırdamaya başladığı ABD ile eski gücüne kavuşma isteyen Rusya Kafkaslar üzerinden güç gösterilerine başlamış durumdadırlar. İki güç soğuk savaş dönemini anımsatan çıkışlarını yapmaktan asla çekinmemektedirler. Bu durum bölgedeki tansiyonun giderek artmasına sebep olmaktadır.

Kafkaslarda meydan gelen bu olayların tarihsel dayanaklarına bakmadan bölge ile ilgili gerçekçi değerlendirmeler yapmak mümkün değildir.    “1991 yılı dünya tarihinde hızlı ve beklenmeyen gelişmelerin yaşandığı bir yıl olmuştur. Gorbaçov’un glasnost ve perestroyka politikaları Sovyetlerin dağılma sürecini hızlandırmış, imparatorluğu kurtarma arayışları başlamıştır. Gorbaçov’un hazırladığı Yeni Konfederasyon teklifine karşılık Boris Yeltsin yeni bir Birlik tezini ileri sürmüş ve 8 Aralık 1991 tarihinde Rusya, Ukrayna ve Belarus liderleri bir araya gelerek, SSCB’nin resmen dağıldığını, buna karşılık Bağımsız Devletler Topluluğu’nun kurulduğunu açıklamışlardır. Slav birliği olarak kurulan BDT, daha sonra Türk Cumhuriyetlerinin yanı sıra Moldova, Gürcistan ve Ermenistan’ın da katılımıyla 12 ülkenin yer aldığı bir topluluk haline gelmiştir.[1]

Sovyet egemenliğinin birden bire sona ermesiyle dünyada bir şaşkınlık yaşanmıştır. Bu duruma hazırlıksız yakalanan ülkelerin başında gelen Türkiye bölgeyle ilgili gerçekçi politikalar sürdürmek yerine duygusal ve ideolojik söylemlerle bölgeye intibak etmeye çalışmıştır. Böylece Kafkaslar ve gerideki Türk cumhuriyetleri Rusya, Çin ve ABD’nin nüfuz mücadelesi alanına girmiştir.

Yıllarca demir perde arkasında bekleyen Kafkaslar ve Orta Asya, bünyesinde bulundurdukları olağanüstü zenginliklerle dünya gündeminin ilk sıralarına oturmaya başladılar. “100 yıl önce dünyanın en çok petrol üreten ülkesi Bakü iken, o zamanlar Orta Asya’nın karbonhidrat zenginlikleri bilinmiyordu. Bu nedenle Ortadoğu’da petrol uğruna oynanan oyunlar Orta Asya’da oynanmamıştı. Belki bu nedenlerdi ki, 31 Ağustos 1907’de Rus Dışişleri bakanı Kont Alexander Izvolsky ile İngiliz elçisi Sir Arthur Nicholson Petersburg’ta bölgenin kaderini belirleyen bir antlaşmaya imza koymuşlardı. Bu gizli antlaşmaya göre Rus hükümeti Afganistan’daki İngiliz nüfuzunu kabul etmiş, Londra da Orta Asya’nın Çar’ın arka bahçesi olmasını taahhüt etmişti.[2]   1917’de başlayan Bolşevik ihtilali ve birkaç yıl sonra Sovyet Sosyalizminin yerleşmesiyle o döneme kadar “Türkistan” diye anılan Orta Asya da Sovyetlerin ön bahçesi haline gelmişti.[3]

1990’lardan itibaren Kafkaslarla ilgili yeni mücadele alanları oluşmaya başladı. ABD’nin bölgeye ilgisini çekinmeden dile getirmesi Rusya’yı yeni arayışlara itmişti. Rusya ABD’nin bölgedeki etkinliğine acil müdahale edecek bölgenin enerji akışını kendi isteği doğrultusunda bir güzergâha oturtmak için Çeçenistan’ı işgal etti. Ne var ki bu fiili durum Bakü-Ceyhan Boru Hattı projesini engelleyemedi. Bakü-Ceyhan Boru Hattının tamamlanmasıyla Kafkaslar dünyaya enerji kaynaklarıyla açılma imkânı buldu. Böylece hem küresel şirketler hem de bazı misyoner örgütler Kafkaslara yerleştiler. Kafkaslarda ABD’nin etkinliğini arttıran bir diğer olay da Gürcistan’da Soros destekli hükümet değişikliği olayı idi. Bu duruma uzun süre sessiz kalan Rusya, ilkönce doğalgaz kozunu kullanarak Gürcistan’ı kendi yanına çekmeye çalıştı. Ancak yeni yönetimin batıya aşırı güveni onu geri döşümü olmayan hatalar yapmasına sebep oldu. Gürcistan’ın Aphazya’yı işgal etmesi Rusya’nın çok sert tepki göstermesiyle bölgedeki gerilim en yüksek noktasına ulaştı. 90’lı yıllar boyunca kendi iç meseleleriyle uğraşan Rusya Putin yönetimiyle hızlı bir kalkınma dönemine girmiş ve küresel aktörler arasına girdiğini kanıtlamıştı. Doğal olarak ön bahçesi olarak saydığı Kafkaslara kayıtsız kalması beklenemezdi. Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesi dünyanın yeni bir soğuk savaşa girdiğinin açık göstergesiydi.

Türkiye nasıl SSCB’nin dağılmasına hazırlıksız yakalandıysa Rusya’nın da bölgede tekrardan bir aktör olarak yer almasına da hazırlıksız yakalandı. Rusya’nın Gürcistan’a saldırmasıyla telaşa kapılan Türkiye panik atak tepkiler vermekten başka bir şey yapamamıştır. Hazırladığı çözüm paketleri hiçbir yerde ciddiye alınmamıştır. Bu durum Türkiye’nin bölgeyle olan hem tarihsel bağlarına hem coğrafi yakınlığına oldukça tezat bir durum arz etmektedir. Üstelik ABD gemilerinin Karadeniz’e girmeleri Montrö antlaşmasının meşruiyetini tartışmalı hale getirmiştir.

Montrö Boğazlar sözleşmesi Türkiye Cumhuriyeti’nin diplomatik zaferidir. Montrö ile 1841 yılından beri boğazlarda Türk hâkimiyetini kısıtlayan nedenler ortadan kaldırılmıştır. Günümüzde Montrö kazanımlarını boşa çıkaracak boş ve gereksiz çabalara tanık olmaktayız. Montrö’nün tartışmaya açılması sadece Türkiye’nin egemenlik haklarını tartışmaya açmayacaktır. Karadeniz’e kıyıdaş olan bütün devletlerin egemenlik hakları da tartışmaya açıldığı gibi dünya barışı da ciddi tehlikeye girecektir. Kafkaslarda güç mücadelelerinin yön değiştirmesi Montrö’nün geçerliliğini yitirmesine bağlıdır.  

Kafkaslar artık soğuk savaş sonrası oluşan ABD lehine durumda değildir. Bölgedeki güçler dengelenmeye başlamıştır. Rusya yaptığı sert çıkışla hiç de hafife alınmayacak bir güç olduğunu göstermiştir. Türkiye, Kafkaslarda meydana gelecek değişimden en fazla etkilenecek durumdadır. Türkiye jeopolitik konumuna ilaveten uyguladığı dengeli politikalar nedeniyle yıllarca yakın bölgesinde istikrarın teminatı olmuştu. ABD lehine yapılacak her hamle bölgeyi ateş çemberine döndürecektir.             


[1] Fatih TURHAN, Türkiye – Türk Cumhuriyetleri Ekonomik ve Ticari İlişkileri, s.104

[2] Lutz Kıeveman; Yeni Büyük Oyun: Orta Asya Kan ve Petrol, Çev. Hür Güldü, Everst Yayınları, İstanbul 2004, s. 297.

[3] Celalettin Yavuz, Avrasya Jeopolitiğinde Merkez kayması: Türklerin Enerji Kaynakları İçin Büyük Oyunlar, 2023 Dergisi, 15 Ekim 2006, Sayı: 66, s. 15

Avrasyacılık, 1917 Rus Sosyalist devriminden sonraki göçmenlerin ideolojik ve toplumsal politik hareketidir. Bu hareket, Rus kültürünün, dünya kültürleri arasında Batı ve Doğu kültürleri özelliklerinin eşsiz bir karışımı olduğunu, bu yüzden aynı zamanda, hem Batıya hem de Doğuya ait olmakla beraber, gerçekte, ne Batı, ne de Doğu kültürü olduğunu iddia etmektedir.moskova-795x397
Bu hareketin temsilcileri, Rus ve dünya kültürü ve tarihinin en derin, metafizik problemlerine büyük ilgi göstermelerine rağmen, soyut düşünürler değildiler. Sadece felsefi (kültürel ve tarihsel) değil, somut insani bilimlere de meyilliydiler. Avrasyacılığın kurucuları olan filolog ve dilbilimci prens N.S.Trubetskoy (1890 — 1938), R.O.Yakobson ile P.N.Savitskiy (1895 — 1965), coğrafyacı ve ekonomist; P.P.Suvuçinskiy (1892-1985), müzik ve edebiyat eleştirmeni; G.V. Florovskiy (1893 — 1979), kültür tarihçisi, ilahiyatçı ve patroloji uzmanı; G.V.Vernadskiy (1877-1973), tarihçi ve jeopolitikçi; N.N.Alekseyev, hukukçu ve politoloji uzmanı, toplum tarihçisi; V.N.İlyin, D.Sviatopolk-Mirskiy’di. Adı geçen kişiler “klasik” Avrasyacılığın (1921-1929) kurucu temsilcilerindendir. Her biri, kendi kültürel-tarihsel bilgi ve tecrübelerine dayanarak, analiz ve genellemeler yaparak, Rusya ve dünya tarih ve kültüründeki Batı ve Doğu diyalektiğiyle ilgili tarih ve kültür felsefesi meselelerini ele almaktaydılar.
Avrasyacılık fikrini savunanlar ilk başlarda klasik Avrasyacılık olarak nitelendirilen dönemde bölgesel konjonktürel konularla ilgilenmişler ve buna uygun değerlendirmeler yapmıştır. Dünya şartlarının değişimine bağlı olarak klasik Avrasyacılar alan geliştirerek Yeni Avrasyacılık fikrini ortaya çıkarmışlardır. Yeni Avrasyacılık düşüncesinin ortaya çıkmasında Lev N. Gumilöv’in önemli katkısı olmuştur. Gumilöv, “Avrasyacıların ana tarihsel ve metodolojik fikirleriyle mutabıktı. Fakat onların içinde kendisi için en önemli soruya cevabı bulamıyordu: Etnoslar (milletler) arasında olumlu veya olumsuz komplimenterliğin sebebi nedir? (komplimenterlik, Gumilöv ile icat edilen terim; bir milletin düğer millete ve kültürüne karşı doğal olarak gösterdiği sempati veya antipatidir). Onun fikrine göre etnoslar, doğal teşekkül oldukları için uzaydan gelen “enerjik itkilerine” maruz kalıyorlar. Bu itkiler “pasyonarlık efektinin”, yani yüksek etkinliğin, aşırı gerilmenin sebebi oluyor. Bu durumlarda etnosların “jenetik mütasyonları” oluyor ve sonucunda özel mizaçlı ve üstün istidatlı insanlar, “pasyonariler” doğuyorlar. Onlar da yeni etnosların, kültürlerin ve devletlerin kurucuları oluyorlar.” Şeklinde ifade etmekteydi.
Konumuzun temelini oluşturan yeni Arayıcılığın ideolojisinin gelişim aşamaları ve yan akımlarını şu başlıklarda sıralayabiliriz:thumbmaker
1. Aşama (1985-90) “Sağcı Yeni Avrasyacılık” milliyetçi-muhafazakârlık hareketi.
2. Aşama (1991-1993) Yeni Avrasyacılık yurtsever muhalefetine yaklaşması
3. Aşama (1994-1998) Yeni Avrasyacılığın gelişmesi
4. Aşama (1998-2001) Yeni Avrasyacılık merkezi siyasi pozisyonuna gelmesi, yan politik kültür ve parti akımlarından ayrılma süreci bitmesi ve bağımsız bir akıma dönüşmesi
5. Aşama (2001-2002) “Radikal Merkez” pozisyonlarında “Avrasya” Rusya Toplumsal Siyasal Hareketinin kurulması.
6. Aşama (2002) “Avrasya” siyasal partisinin kurulması
7. Aşama (2016) Türkiye-Rusya yakınlaşması
Son 10 yılda yaptığı büyük atılımlarla dünya güçler dengesini değiştiren Rusya süper güç olma yolunda emin adımlarla ilerlemesi ABD’yi kaygılandırmıştır. 2004 yılından itibaren ABD Rusya’yı çevrelemeye başlamıştır. Ukrayna ve Gürcistan’da gerçekleşen kadife devrimler Rusya’ya yönelik ciddi tehditlerdi. Rusya adeta Karadeniz’in kuzeyine hapsedilmiş durumdaydı. Rusya 1990’lar sonrası yeniden yapılanma restorasyon dönemini Putin ile oldukça hızlı ve başarılı bir şekilde gerçekleştirdi. Kaynaklarını oldukça akıllı yatırımlarda kullanarak ülke ekonomisini hızlı bir onarım devresine soktu. Başta bilişim teknolojileri olmak üzere silah ve otomobil sanayiinde önemli atılımlara imza attı. Çin’in engellenemez yükselişi beraberinde Orta Asya Türk cumhuriyetlerinin önemli atılımlara imza atması sonucu Şangay işbirliği örgütünün AB ve ABD’ye alternatif olmasına sebep oldu.
AB ve ABD’nin geleceklerinin ciddi sorgulandığı günümüzde Rusya’nın süper güç olma yolundaki çabalarına tanık olmaktayız. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren kendi bölgesinde önemli bir güç konumundaydı. Ancak AB ile ortaklık anlaşması çerçevesinde sürdürdüğü yarım asra dayalı mücadele Türkiye’yi bölgesel güç konumundan çıkararak bölgenin edilgen bir ülkesi haline getirmiştir. Hele hele ABD ile Sovyetler Birliği arasında gerçekleşen soğuk savaş döneminde Türkiye, ABD’nin ileri karakolu olarak görev almıştır. Böylece Türkiye bölgesel gelişmelerle ilgilenmek yerine ABD’nin rakiplerinden gelecek saldırılarla nasıl başa çıkacağını hesaplamakla vakit kaybetmiştir. ABD konusunda SSCB’nin açık meydan okumalarına ABD’den rahatlatıcı bir destek gelmemesi Türkiye’yi uluslararası alanda daha içe kapanık bir politika izlemeye sevk etmiştir. NATO üyesi olan Türkiye’nin en haklı olduğu davalardan birisi olan Kıbrıs meselende bırakın AB ve ABD’den yardım almayı, olanların saldırgan tutumlarından güç bela kendini koruyabilmiştir.
AB ve ABD sürekli Türkiye’nin aleyhine yönelik politikalar gütmüştür. Türkiye’nin iç meselelerin olan ve Türkiye’ye büyük bedeller ödeten PKK terörünün gizli ya da açıktan destekçisi durumundaki ABD ve AB Türkiye’yi hayal kırıklığına uğratmıştır. Ermeni meselesi AB ve ABD tarafından sürekli Türkiye’ye karşı bir sopa olarak kullanılmıştır. Türkiye’de rejim değişikliği hedefleyen dinci gurupların irticai faaliyetlerinin arkasında AB ve ABD’nin önemli desteklerinin olduğu yeni yeni anlaşılmaktadır.
Türkiye’de gerçekleşen 15 Temmuz FETÖ darbe girişimi bardağı taşıran son damla olmuştur. Rusya sürekli batı blokunun bölgesel istikrarsızlığa sebep olduğunu savunmakta ve kendi topraklarının güvenliğinin batı bloku tarafında çevrelendiğini bunun da kendisi için ciddi bir tehdit olduğunu iddia etmekteydi. Türkiye de artık batı blokunun Türkiye’yi tehdit ettiğini anlamış durumdadır. Bu nedenle Rusya ile Türkiye ortak tehdide karşı birlikte hareket etme yolunda ciddi adımlar atmaktadırlar. İlk etapta bölgesel ekonomik işbirliği çerçevesinde başlatılan ikili ilişkilerin siyasi, sosyal ve askeri alanda da sürdürülmesi beklenmektedir.dugin
Özellikle Rus siyaset bilimci Aleksandr Dugin tarafından geliştirilen yeni Avrasyacılık fikri, hayat bulmaya başlamıştır. Yeni Avrasyacılık ’da gelinen bu dönemi yedinci aşama olarak nitelendirmekteyiz. Nasıl Kurtuluş savaşı sırasında batı blokuna karşı mücadele eden Rusya ve Türkiye, çok büyük kazanımlar elde ettiyse günümüzde de batı blokuna karşı yolları kesişen bu iki bölgesel güç, işbirliği sayesinde önemli kazanımlar elde edecektir.
Yedinci Avrasyacılık dönemi Türkiye açısından ayrı bir öneme sahiptir. Yıllardır batı himayesinde sürdürülen politikalar Türkiye’yi bölgesinde yalnızlaştırmıştır. Neredeyse Türkiye’nin hiç dost komşusunun kalmadığı bu dönem, Türkiye sınırlarının kuruluşundan beri en çok tehdit edildiği dönemdir. Bu tehditlerin temelinde bölgesel ihtilaflardan daha çok bölge dışı batılı blokun etkisini görmek mümkündür. Türkiye ve Rusya’nın içinde yer aldığı bölgenin istikrara kavuşmasının tek bir yolu kalmıştır: o da Avrasyacılık fikrinin bölgede hayata geçmesidir. İki ülkenin menfaatine gerçekleşecek bu yapı bölge dışı batılı güçleri şimdiden rahatsız etmeye başlamıştır.