Etiket

ticaret

Tarama

Eski Tunç Çağı’nın ikinci yarısında Mezopotamya ve Suriye ile başlayan ticari ve kültürel ilişkiler, MÖ II. Binyılın başlarında iyice kuvvetlendi ve sistematik bir hale gelmişti. Asur Kralı’nın kontrolündeki ticaretin Anadolu’daki merkezi Kültepe’dir. Buradaki ticaret maden ve tekstil ticareti şeklinde gerçekleşiyordu. Anadolu’da bulunmayan kalay ve gümüş, Asurlular tarafından altın karşılığında Anadolu halkına satılıyordu. Hammadde olarak alınan yün de, “Babil modasına uygun olarak Asur’da dokunup, Anadolu’da gümüş ve altın karşılığında satılmıştır.3024799
Asur’dan Kültepe’ye getirilen mallar, Anadolu içlerine kadar dağıtılabilmiştir. Alım-satımı yapılacak mallar ve bunların fiyatları, gümrük işlemleri ve ödenecek vergiler, saray memurlarının satın alacakları mallar ve karşılığında ödeyecekleri miktarlar, tüccarların güvenliğinin sağlanması gibi her türlü hak ve sorumluluklar Asur ile yerel krallıklar arasında yapılan antlaşmalarla tespit edilmiştir. Anadolu ile Mezopotamya arasında gerçekleştirilen ticaretin temeli karşılıklı kazanç ilkesine dayanmaktadır. Ancak bölgedeki ticarette Asurluların kazancının Anadolulara göre çok daha fazla olduğu anlaşılmaktadır.
Kültepe’de Asur Ticaret Kolonileri Çağını, Tepedeki 8. ve 6. tabakalar ve bunların Karum alanındaki çağdaşları olan II. ve Ib olarak isimlendirilmiş şehirler temsil etmekteydi. Yazılı belgelere ve arkeolojik buluntulara göre II. kat MÖ 1920-1835; Ib ise MÖ 1830-1720 yılları arasına tarihlenmişti. 1b katının üzerine kurulmuş 1a şehrinin en azından bir nesil devam ettiğine şüphe yoktur.kayseri-kazi-calismasi_108456_90040
Tepe’de bu çağa ait 3 saray ve iki tapınak keşfedilmiştir. Bu saraylar yalnız ikamete tahsis edilmemiş, aynı zamanda birer depo/kervansaray olarak kullanılmıştır. Tüccarların Kültepe’ye dışarıdan getirdikleri mallar, doğrudan doğruya saraya götürülmüş ve vergi işlemi tamamlanana kadar kira karşılığında orada depolanmış/muhafaza edilmiştir. Onların bu önemli fonksiyonu, yapıların planlarını da etkilemiştir.
Adlarını bildiğimiz beş Kaniş Kralı, sitadelde 7. katta inşa edilmiş büyük sarayda oturmuşlardır. Şiddetli bir yangınla tahrip edilmiş olan bu anıtsal yapının enkazında bulunan ve Maraş civarına lokalize edilen Mama Kralı Anum-Hirbi’nin Kaniş’e gönderdiği bir mektubu içeren tabletten edinilen bilgilere göre bu saray, Kaniş kralı İnar’ın oğlu Warşama’ya aittir. Ayrıca, Kaniş’i zapteden Kuşşara Kralları Pithana ile oğlu Anitta’nın da bu sarayda hüküm sürdükleri anlaşılmıştır. Tabanı taş döşeli merkezi bir avluyu çeviren oda ve salonlardan oluşan bu saray, çağdaşı Eski Babil saraylarından etkilenerek inşa edilmiştir. Bu döneme kadar elde edilen kültür birikimi sonucunda ve bu dönemi takip eden zaman içinde, Orta Anadolu’da ilk kez merkezi bir otorite tesis edilecek, Anadolu’nun ilk devleti olan Hitit Devleti kurulacaktır.
İlk Hitit kralı olarak da bilinen Kral Anitta “Anitta metninde“, Kültepe’yi zapt ettikten sonra, onu tahkim ettirdiğini, mabetler yaptırdığını belirtir. Gerçekten de, Tepe’nin batı kesiminde, 7. katta, aynı tekniğe ve plana göre inşa ettirdiği mabetlerden ikisi kazılarda açığa çıkarılmıştır. Kazılar sırasında, mabetlerin hemen yanında 2 ton ağırlığında işlenmemiş obsidyenin depo edildiği, dikdörtgen planlı bir yapı açığa çıkarılmıştır. Kutsal alandaki bu yapı, mabetlere veya saraya ait resmi bir depo binası olmalıdır. Salonun tabanında, üzerinde “é.gal A-ni-ta ru-ba-im” (Kral Anitta’nın sarayı) yazılı tunç bir mızrak ucu keşfedilmiştir. Bu mızrak ucu, Kral Anitta’nın tarihi kişiliğini kanıtlayan ilk orijinal belgedir.
Kültepe, Asur Ticaret Kolonileri Çağı’nın sona ermesinden sonra, yaklaşık 800 yıl boyunca Demir Çağı’na kadar iskan edilmiştir. Demir Çağı’nda veya Geç Hitit Çağı’nda tepede inşa edildiği anlaşılan kabartmalı ortostadlarla süslü büyük binanın Asurlular tarafından tahrip edildiği, tasvirli blokların parçalandığı anlaşılmıştır. Kazılarda, hiyeroglifli stelin, tanrı, karışık varlık kabartmalarının ve aslan heykelinin küçük parçalarının daha sonra inşa edilen duvarlarda yeniden kullanılmış olduğu görülmüştür. Bu çağda Kültepe, büyük Tabal ülkesine bağlı prensliklerden birinin merkezi olmalıdır. Şehir MÖ 10-8. yüzyıl arasında güçlü varlığını korumuştur.images
Höyük’teki son iki kültür dönemini Helenistik ve Roma çağları temsil eder. Kültepe, bu çağlarda Kayseri’nin gölgesinde kalmış küçük, fakat müstahkem bir şehirdir. Helenistik Çağ’a ait bezekli bir vazodaki atla panter avı sahnesi, Anadolu’da tek bir örnek olması açısından büyük önem taşımaktadır. Kültepe, Geç Roma çağının son safhasında terk edilmiş ve bir daha yerleşim alanı olmamıştır. Roma-Helenistik çağlarında Karum’un doğu kesimi mezarlık olarak kullanılmıştır.
Tepe’de ve Karum’da keşfedilen buluntulardan, Kültepe’deki yerleşimin MS 13. yüzyıla kadar devam ettiği anlaşılmaktadır. Karum’da satıh toprağının altında bulunan Selçuklu Sultanı II. Keyhüsrev’e (öl. 1211) ait bir sikke, Kültepe’de hem Kaniş hem de Karum alanında tespit edilen en geç dönem kalıntı ve buluntuların Selçuklu dönemine ait olduğuna işaret etmektedir.3
Karum üzerindeki kazı çalışmaları hala devam etmektedir. Kazı çalışmalarının bitmesiyle insanlık tarihi için yeni bir dönemin açılacağı kanaatindeyim. Kazı alanının genişliği kazıda çıkarılan eserlen hassaslığı nedeniyle çalışmalar oldukça yavaş ilerlemektedir. Ancak, geçmişe dönük birçok gizemin aydınlanması için Kültepe Harabelerinin iyi anlaşılması gerektiğini düşünüyorum.
RÜVEYDA BULUN

Devletler arasında durgunlaşan ticaret hacmini genişletmek için ilgili devletler nezlinde birtakım ticari kolaylıklar içeren anlaşmalar imzalanmaktadır. Geçmişte kapitülasyonlar olarak adlandırılan bu sistemde devletler ticari ilişkileri kolaylaştırmak adına birbirlerine ekonomik, sosyal ve hukuki birtakım ayrıcalıklar tanırlardı. Ancak devletler arasında güç dengesi bozulduğunda kapitülasyonlar güçlü devletler lehine bir ayrıcalığa dönüşmekteydi. Böylece güçsüz devletler güçlü devletlerin açıkça ham madde ve Pazar alanı haline gelirdi.

Devletlerarası ilişkiler mütekabiliyet yani karşılılık ilkesine dayanmak zorundadır. Tarih boyunca devletlerarası ilişkilerde temel belirleyici etken ekonomi olmuştur. Ekonomik ilişkilerde mütekabiliyet ülkesi işlemezse o zaman bir devlet sömürgeci, öbür devlet de hammadde ve Pazar haline dönüşür. AB – ABD Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı antlaşması bu iki gurup devletin serbest ticaret anlaşması yoluyla küresel üstünlüklerini muhafaza etme çabası olarak değerlendirilmelidir.

Soğuk savaş sonrası dönemde hâkim gücün olmadığı tek kutuplu bir dünya düzeni oluşmuştu. ABD, o zamana dek hiçbir devletin sahip olamadığı bir küresel üstünlüğe ulaşmıştı. Kapitalizmin zaferi olarak adlandırılan bu dönemde ABD’li stratejistleri ilgilendiren en önemli mesele ABD’nin küresel üstünlüğünün nasıl devam ettirileceği meseleydi. Yani kapitalizm 21. Yüzyılın rakipsiz tek gücü idi. Ancak en büyük rakibi de yine kendisinin rehavete kapılma kaygısı idi. Bazı stratejistlerin belirttiği gibi kapitalizmin tek ve en büyük rakibi yine kapitalizmdi.

AB ülkelerinde ise geçen yüzyılda iki büyük dünya savaşının merkezine yer almanın getirdiği travma devam ediyordu. Avrupa tekrar eski gücüne kavuşmanın çabası içindeydi. Bu nedenle Avrupa Birliğinden Avrupa birleşik devletlerine gitmek için yoğun bir çaba harcanmaktadır. Avrupa birliğinden istenilen verimin alınamamıştır. Birlik ülkeleri daha ortak bir anayasa ve ortak bir para birimi konusunda anlaşamamış durumdadır. Avrupa birliği ülkelerinde ciddi ekonomik krizler meydana gelmektedir. Ekonomik durgunluğa reçete olarak sunulan Avrupa birliği, daha büyük ekonomik sıkıntılar meydana getirmektedir.

20. yüzyılın sonlarına doğru Sovyet tehdidinden kurtulan AB ve ABD’nin bu zafer sarhoşluğu çok pahalıya sebep olmuştur. 1990ların sonuna doğru ABD’de Türkiye büyüklüğünde şirketler batmıştır. 1990’ların sonunda Çin büyük bir atlımla ve önlenemez bir şekilde yükselişe geçmiştir. Pasifik bölgesinde ABD’nin etki alanına kısıtlayan faaliyetlere başlamıştır. Günümüzde ise dünyanın en büyük ikinci ekonomisi haline gelmiştir. Çin sadece ekonomik anlamda değil askeri alanda da ABD ile rekabet edecek seviyeye gelmiştir. 1990’ları büyük bir krizle atlatan Rusya da son 10 yıldır büyük bir atağa geçmiştir. Son yaşanan hadiselerden de anlaşıldığı kadarıyla ABD dünyanın patronu olma özelliğini büyük oranda kaybetmiştir.

Çin’in önlenemez yükselişi ve Rusya’nın bu yarışta ben de varım demesi AB ve ABD’yi önlem almaya zorlamaktadır. Temmuz 2013’te başlayan ve Mayıs 2014 itibariyle 5. tur görüşmeleri yapılan TTIP müzakerelerinin 2016 sonu veya 2017 yılı başında tamamlanarak anlaşmanın yürürlüğe girmesi bekleniyor. ABD ve AB arasında bir ticaret anlaşması konusu yaklaşık 10 yıldır birçok alanda konuşuluyordu. 2008’deki ekonomik kriz, ABD ve AB’li yetkilileri harekete geçiren bir etken oldu. Küresel ekonominin yüzde 47’sine karşılık gelen AB ve ABD, önümüzdeki dönemde ticaretin, hizmetlerin ve kamu alımlarının serbestleştirilmesini ve yatırımların korunmasını içeren yılda yaklaşık 1 trilyon dolarlık mal ve hizmet ticaretini ilgilendiren kapsamlı bir ticaret anlaşmasını müzakere etmeye başlayacaktır. Buna göre AB ekonomisin 119 milyar Euro, ABD ekonomisinin is 95 milyar Euro büyümesi amaçlanmaktadır.

ABD-AB bölgesi dünya nüfusunun yüzde 10’una sahiptir. Dünya ekonomik üretiminin yüzde 50’si ve dünya ticaretinin yüzde 30’u bu bölgeden kaynaklanmaktadır. ABD ve AB arasında bugün çok güçlü ekonomik ilişkiler bulunmaktadır. Aralarındaki ticaret hacmi yıllık 613 milyar dolar civarındadır. Serbest ticaret ve yatırım anlaşması ile bu ilişkiler daha da derinleşecektir. Güçlerini birleştiren ABD ve AB, küresel ekonomi üzerindeki üstünlüğü güvence altına alınacaktır. Anlaşmanın kapsadığı alan çok geniştir. Ticaret, yatırım, vergileme, patentler, telif hakları, ilaçlar, devletin yetkileri vs. ile ilgili düzenlemelerde, sermaye gruplarına (şirketlere) çok geniş, bazılarına göre sınırsız serbestlik sağlanmaktadır. İmzalayan devletler, bu alanı ileride de daraltmamayı, kısıtlamamayı üstlenmektedir. Ayrıca bu anlaşmayı imzalayan devletin anlaşmadan vazgeçmesi mümkün değildir.

AB – ABD Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı anlaşması Çin’i durdurmaya yönelik bir çalışmadır. 2014 itibariyle 1.368 milyon nüfusa sahip olan Çin, 10,4 trilyon dolara yakın GSYH büyüklüğü ile ABD’den sonra dünyanın en büyük ikinci ekonomisi konumunda yer almaktadır. Çin’in son 40 yılda muazzam bir büyüme kaydetmesi AB ve ABD’nin küresel ticaret üstünlüğünün sarsılmasına sebep olmuştur. Artık dünyada Çin mallarının girmediği ülke yoktur. Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı anlaşması ile Çin’in engellenemez yükselişine darbe indirilmesi amaçlanmaktadır.


Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı anlaşmasında daha halledilmesi gereken birtakım pürüzler bulunmaktadır. Bu pürüzlerin başında GDO’lu ürünlerin ticareti gelmektedir. ABD’de GDO’lu ürünlerin satışında herhangi bir kısıtlama yoktur. AB ülkelerinde ise GDO’lu ürünlere karşı çok ağır yasal hükümler bulunmaktadır. ABD, AB ülkelerinde GDO’lu ürünlerin ticaretiyle ilgili yasal güvence istemektedir.

Dünya Bankasının Yatırım ve Ticaret uzmanları tarafında oluşturulan uluslararası tahkim kurlu, Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı anlaşmasının temel mantığını oluşturmaktadır. Bu anlaşmaya taraf olanlarda yaşanan hukuki sorunlarda yargı yetkisini ulusal mahkemeler yerine, tahkim kurulları çözecektir. Tahkim kurulları ise, sadece yabancı şirket ve yatırımcıların haklarıyla ilgilenecektir. Tahkim hakemleri, genellikle uluslararası şirketlerin hukukçularından oluşacaktır. Bu mahkemelerde alınan kararlar kesindir ve temyiz yolu kapalıdır. Tahkim kurulları zaman içinde çeşitli konularda içtihat oluşturabilirler; dolayısıyla “özgün yasa” tahkim hakemleri tarafından belli doğrultularda yorumlandığında, fiilen değişmiş olacaktır. Bu tür uygulamaların yasama organı tarafından düzeltilmesi ve iptali mümkün değildir. Dolayısıyla tahkim kurulları dokunulmazlık kazanacaktır.

Anlaşma, yazımızın başında belirttiğimiz gibi gelişmiş ülkelerin ihracat ve rekabet üstünlüğünü tek yanlı koruma özelliğine sahiptir. Gelişmemiş ülkelerde sermaye ihracatı mümkün olmadığından anlaşma gelişmiş ülkeler rehine çok önemli sonuçlar doğuracaktır. Ayrıca getirilen hukuki düzenleme ile gelişmiş ülkeler, gelişmemiş ülkelerin kaynakları hiçbir yasal engelle karşılaşmadan tüketilebilecektir. Üstelik sermaye akışının gümrük engeline takılmadan yer değiştirmesiyle gelişmemiş ülkelerden elde edilen gelirin neredeyse tamamı gelişmiş ülkelere aktarılacaktır.