Etiket

tabletler

Tarama

Kültepe, Kayseri’nin 21 km kuzeydoğusunda bulunan Karahöyük köyünün yakınlarındadır. Dönemin uluslararası dili olan Akadca’da “rıhtım” anlamına gelen “Karum”, Anadolu da on kentte kurulan pazarlara verilen isimdir. Höyükten birkaç metre aşağıda bulunan Karum (aşağı şehir) Asurlu tüccarların yerleştiği şehirdir. Höyük ise yerli halkın yaşadığı, 500m çapında ovadan yüksekliği yaklaşık 20m surlarla çevrili olan bölgedir. Coğrafi özelliklerinin yanı sıra çok önemli bir medeniyet merkezi olmasıyla bilinmektedir.
Dünyanın ilk ticaret merkezi olma özelliğini taşıyan Kaniş Karum’da ilk kazılar 1948 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından başlatılmıştır. Bölgede genel hatlarıyla birbirinden ayrılan 4 kültür katı bulunmaktadır. İlk iki katında çivi yazılı tabletlere ve ticarete dair herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. 3. Kattan itibaren bulunan tabletlerin ışığında ticaretin doğduğunu, ilk iki kata göre daha gelişmiş bir topluluğun yaşandığını görebiliyoruz. Bu dönemde, farklı topluluklarla ticari ilişkiler başlamaktadır. Eski Tunç Çağı’ndan itibaren Mezopotamya, Suriye, Kilikya ve Güneybatı Anadolu ile kurulan ticari ilişkiler MÖ. 3. binyılın ikinci yarısında ivme kazanmıştır. Keşfedilen yerli seramiğin yanında ithal seramikler, silindir mühürler,kıymetli maden, taş objeler bu dönemdeki ilişkilerin kanıtıdır. Bu dönemden itibaren Kaniş’ te dini ve idari nitelikli anıtsal yapılar inşa edilmeye başlanmıştır.
Yapılan kazı çalışmaları sırasında Höyüğün batı kısmında 75 metreye 65 metre ölçülerde büyük bir yapı ile karşılaşılmıştı. Günümüzden 6.500 yıl öncesine dayanan yapı büyük bir olasılıkla bir idari yapının, yani o dönem içinde sarayın bir kısmını oluşturmaktadır. Bölgenin kazı heyeti başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu bu yapıyla ilgili şunları söylemiştir: “Bu büyüklükteki yapı esas itibariyle ne Anadolu’da ne Suriye ne de Mezopotamya’da bulunmaktadır. İki ayrı binadan oluşan yapının bir kısmı güneyden gelen malların depolanması amacıyla kullanılıyordu. Diğer kısım ise özel bir bina veya saray olabileceği üzerinde duruyoruz. 2010 yılından beri bu büyük yapıyı ortaya çıkarmakla uğraşan ekip bu yapının korunması için önemli çalışmalar yapmaktadır. Bu çalışmalar sırasında bir de doktora tezi hazırlanmıştır. Bu tezde bölgeyi korumak için denenen bazı yöntemlerden söz edilmektedir. Bölgenin korunması için birçok yöntem denense de alışılagelmiş geleneksel yöntemlerin dışında başka koruma yöntemi mümkün olmamıştır. Buna göre bölgeden alınan topraklarla elde edilen çamurla yapılar sıvanarak korunmaya çalışılmaktadır.
Kültepe tabletlerinde uzun yıllarda yapılan kazı çalışmaları sonucunda şu ana kadar yaklaşık 25.000 çivi yazılı tablet bulunmuştur. Bu tabletlerin çoğunda içerik ticari faaliyetlerle ilgilidir. Tabletlerin tamamı şahıslara (kişisel) aittir. Bu tabletler dünyadaki en erken özel sektör kayıtları olarak kabul edilmektedir. Farklı uygarlıklara ait tabletler tanrıya hesap vermek, devlet kayıtları gibi nesnel bilgileri kayıt altına almak için yazılırken, Kültepe tabletlerinin şahıslara ait olması dönemin sosyo-kültürel yapısı hakkında bizlere önemli bilgiler vermektedir. Tabletlerden sadece alış-veriş ile ilgili bilgiler değil, onların günlük hayatta neler yaşadıklarını da öğrenebiliyoruz. Ticari faaliyetler esnasında tüccarların o anki duygu durumlarına, sevinçlerine, üzüntüleri bile tabletlere yansıtılmıştır. Tabletlerde günlük yaşamdan olaylar; evlenme, boşanma, evlat edinme, mahkeme kararları, ev satışı, başlık parası, kan parası, köprü geçiş vergisi, evraklarla ödenen vergi gibi çeşitli konular da anlatılmaktadır. Kısaca ekonomik değeri olan herşey kayıt altına alınmıştır.
Tabletlerdeki bilgilere göre kadınları, 4 bin yıl önce devlet yönetiminde ve ticarette söz sahibi olmuşlardır. Örneğin bir anlaşmayı onaylamak için kralın yanında kraliçenin mührünün olması da gerekmektedir. Bu da kral ile kraliçenin yönetimde eşit olması demektir. Kadınlara önem veren ve özgürlüklerinin kısıtlanmadığı bir toplum yapısını gördüğümüz Kaniş Karum’da kadınlar da ticaretle de uğraşabilmekteydi. Hatta Kaniş Karum’da ticaretle uğraşan bir kadının alacağını tahsil etmek için Asur’a gidip hakkını aradığını da yine bu tabletlerden öğrenmekteyiz.
Medeni toplumlarda gördüğümüz adalet ve eşitliğe dayalı gelişmiş bir hukuk sistemi Kaniş Karum’da da karşımıza çıkmaktadır. Medeni toplumlara has suçlunun hapishaneye konarak cezalandırılması uygulaması Kaniş Krallığı’nda da mevcuttur. Tabletlerde hapishanede hapishane karşılığında kullanılan kelime “Kişerşum” dur. Metinlerde “hapishaneye atmak”, “hapishanede kalmak”, “hapishaneye girmek” tabirleri geçmektedir. Mesela kaçakçılık yapmakla itham edilen dönemim tanınmış tüccarı Puşu-Ken ve yerel bir kralla aralarındaki ticari meseleden dolayı anlaşmazlık çıkan Bazia, bir mektubunda 10 aydan beri hapishanede yatmakta olduğunu belirterek, muhatabından kurtulması için krala bir elçi göndermesini rica etmiştir.
Tabletlerde karşılaşılan hukuksal düzenin işleyişi bizlere eski uygarlıklara karşı ön yargımızdan kurtarmaktadır. Kadınlara önem veren bu toplulukta kadınların haklarını da yasalarla güvence altına almıştır. Örneğin ikinci bir eş almanın yasak olması ve alınması durumunda para cezası uygulanması, boşanma durumunda kadınlara nafaka ödenmesi gibi haklar olduğunu, ekonomik değeri olan herşeyin kayıt altına alındığı tabletlerden öğrenmekteyiz. Bunun yanı sıra aile kurumunun korunması için de mirasın anne ve baba öldükten sonra paylaşılması, çocukların anne babalarına bakmakla yükümlü olmasını da tabletlerden öğrenmekteyiz.
Ticari anlamda çok ileri olmasına rağmen MÖ 1970’li yıllarda Kaniş Krallığının ekonomisinin çok da iyi olmadığı bilinmektedir. Bunun üzerine Asur Kralı Erişum, işlerin iyi gitmediğini ve bir şeyler yapılması gerektiğinin farkındadır. Bu sebepten ötürü ticarette devlet tekelini kaldırmış, şehrin zenginlerine imtiyaz tanıyarak ticaret yapmaya teşvik etmiştir. Günümüzde ekonomiyi güçlendirmek amacıyla uygulanan teşvik ve özelleştirme sisteminin 4 bin yıl önce Asurlularda uygulandığını görmekteyiz.
Bulunan 25.000 tablet içinde 7 tanesinin farklı bir amaç için yazıldığını görmekteyiz. Bunlar büyü tabletleri olarak adlandırılmaktadır. Muska ya da kötü ruhlara karşı yapılmış olan bu metinlerin hiçbirisi kötülük yapmak amacıyla yazılmamıştır. Birinde insanların kara gözlere karşı yaptıkları bir çeşit dua metni bulunmaktadır. Burada geçen karagöz ifadesi Anadoludaki kem göz, nazar gibi durumlara oldukça benzemektedir. İnsanların sağlıklı yaşayabilmeleri için kötü gözlerden uzak durmaları gerektiği yazmaktadır. Bir diğeri de doğum yapan anneye kolaylık ve yardım etmek için yazılmıştır. Bir başka tablette yeni doğan bebeği sarılıktan korumak için yazılmıştır. Günümüzdeki muskaya benzer üzeri delikli tabletlere yazılmışlardır. Bunları muhtemelen evlerinin duvarlarına asmış olmalılar diye düşünülmektedir.
Tabletlerde geçen kelimelerden yaklaşık 300 tanesi günümüzde kullandığımız ve dilimize Arapçadan geçen kelimelerdir. Bunlardan bazıları şemsiye, tercüman, neccar (marangoz), kabir, nadas, kese, lisan, reis (baş-kafa), haram, öşür, icar, vekil, zikir, mahrem, ispat, mazbata… Dilimize Arapçadan geçtiğini bildiğimiz bu kelimeler Araplar ile Asurluların Sami ailesine mensup olmasından dolayı benzerlik göstermektedir.
Kültepe kazılarında ortaya çıkan bu tabletler 2014 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine alınmıştır.
Birbirinden taş döşeli sokaklarla ayrılan büyük mahalle tam planlarıyla ortaya çıkarılmıştır. Ayrı dilleri konuşan ülke temsilcilerinin bu şehirde yan yana yaşadıkları evleri, onların arşivleri, atölyeleri, depo ve dükkânları ortaya çıkarılmıştır.
Bıraktığı uygarlık üzerine Hititlerin temelinin atıldığı bir gerçektir. Bu bölge sadece Anadolu değil Mezopotamya ve Suriye tarihini aydınlatmaktadır. Ve tabi ki merak ediyor insan böylesine sağlam bir uygarlık, bu düzen nasıl bitti diye? En yaygın görüşe göre Kültepe bölgesi sebebi bilinemeyen bir büyük yangın nedeniyle terk edilmiştir. İnsanların sadece kaçıp canını kurtardığı, bütün eşyalarını evlerinde bıraktığını görmekteyiz. Buda afetin büyüklüğünü gözler önüne sermektedir.

Eski Tunç Çağı’nın ikinci yarısında Mezopotamya ve Suriye ile başlayan ticari ve kültürel ilişkiler, MÖ II. Binyılın başlarında iyice kuvvetlendi ve sistematik bir hale gelmişti. Asur Kralı’nın kontrolündeki ticaretin Anadolu’daki merkezi Kültepe’dir. Buradaki ticaret maden ve tekstil ticareti şeklinde gerçekleşiyordu. Anadolu’da bulunmayan kalay ve gümüş, Asurlular tarafından altın karşılığında Anadolu halkına satılıyordu. Hammadde olarak alınan yün de, “Babil modasına uygun olarak Asur’da dokunup, Anadolu’da gümüş ve altın karşılığında satılmıştır.3024799
Asur’dan Kültepe’ye getirilen mallar, Anadolu içlerine kadar dağıtılabilmiştir. Alım-satımı yapılacak mallar ve bunların fiyatları, gümrük işlemleri ve ödenecek vergiler, saray memurlarının satın alacakları mallar ve karşılığında ödeyecekleri miktarlar, tüccarların güvenliğinin sağlanması gibi her türlü hak ve sorumluluklar Asur ile yerel krallıklar arasında yapılan antlaşmalarla tespit edilmiştir. Anadolu ile Mezopotamya arasında gerçekleştirilen ticaretin temeli karşılıklı kazanç ilkesine dayanmaktadır. Ancak bölgedeki ticarette Asurluların kazancının Anadolulara göre çok daha fazla olduğu anlaşılmaktadır.
Kültepe’de Asur Ticaret Kolonileri Çağını, Tepedeki 8. ve 6. tabakalar ve bunların Karum alanındaki çağdaşları olan II. ve Ib olarak isimlendirilmiş şehirler temsil etmekteydi. Yazılı belgelere ve arkeolojik buluntulara göre II. kat MÖ 1920-1835; Ib ise MÖ 1830-1720 yılları arasına tarihlenmişti. 1b katının üzerine kurulmuş 1a şehrinin en azından bir nesil devam ettiğine şüphe yoktur.kayseri-kazi-calismasi_108456_90040
Tepe’de bu çağa ait 3 saray ve iki tapınak keşfedilmiştir. Bu saraylar yalnız ikamete tahsis edilmemiş, aynı zamanda birer depo/kervansaray olarak kullanılmıştır. Tüccarların Kültepe’ye dışarıdan getirdikleri mallar, doğrudan doğruya saraya götürülmüş ve vergi işlemi tamamlanana kadar kira karşılığında orada depolanmış/muhafaza edilmiştir. Onların bu önemli fonksiyonu, yapıların planlarını da etkilemiştir.
Adlarını bildiğimiz beş Kaniş Kralı, sitadelde 7. katta inşa edilmiş büyük sarayda oturmuşlardır. Şiddetli bir yangınla tahrip edilmiş olan bu anıtsal yapının enkazında bulunan ve Maraş civarına lokalize edilen Mama Kralı Anum-Hirbi’nin Kaniş’e gönderdiği bir mektubu içeren tabletten edinilen bilgilere göre bu saray, Kaniş kralı İnar’ın oğlu Warşama’ya aittir. Ayrıca, Kaniş’i zapteden Kuşşara Kralları Pithana ile oğlu Anitta’nın da bu sarayda hüküm sürdükleri anlaşılmıştır. Tabanı taş döşeli merkezi bir avluyu çeviren oda ve salonlardan oluşan bu saray, çağdaşı Eski Babil saraylarından etkilenerek inşa edilmiştir. Bu döneme kadar elde edilen kültür birikimi sonucunda ve bu dönemi takip eden zaman içinde, Orta Anadolu’da ilk kez merkezi bir otorite tesis edilecek, Anadolu’nun ilk devleti olan Hitit Devleti kurulacaktır.
İlk Hitit kralı olarak da bilinen Kral Anitta “Anitta metninde“, Kültepe’yi zapt ettikten sonra, onu tahkim ettirdiğini, mabetler yaptırdığını belirtir. Gerçekten de, Tepe’nin batı kesiminde, 7. katta, aynı tekniğe ve plana göre inşa ettirdiği mabetlerden ikisi kazılarda açığa çıkarılmıştır. Kazılar sırasında, mabetlerin hemen yanında 2 ton ağırlığında işlenmemiş obsidyenin depo edildiği, dikdörtgen planlı bir yapı açığa çıkarılmıştır. Kutsal alandaki bu yapı, mabetlere veya saraya ait resmi bir depo binası olmalıdır. Salonun tabanında, üzerinde “é.gal A-ni-ta ru-ba-im” (Kral Anitta’nın sarayı) yazılı tunç bir mızrak ucu keşfedilmiştir. Bu mızrak ucu, Kral Anitta’nın tarihi kişiliğini kanıtlayan ilk orijinal belgedir.
Kültepe, Asur Ticaret Kolonileri Çağı’nın sona ermesinden sonra, yaklaşık 800 yıl boyunca Demir Çağı’na kadar iskan edilmiştir. Demir Çağı’nda veya Geç Hitit Çağı’nda tepede inşa edildiği anlaşılan kabartmalı ortostadlarla süslü büyük binanın Asurlular tarafından tahrip edildiği, tasvirli blokların parçalandığı anlaşılmıştır. Kazılarda, hiyeroglifli stelin, tanrı, karışık varlık kabartmalarının ve aslan heykelinin küçük parçalarının daha sonra inşa edilen duvarlarda yeniden kullanılmış olduğu görülmüştür. Bu çağda Kültepe, büyük Tabal ülkesine bağlı prensliklerden birinin merkezi olmalıdır. Şehir MÖ 10-8. yüzyıl arasında güçlü varlığını korumuştur.images
Höyük’teki son iki kültür dönemini Helenistik ve Roma çağları temsil eder. Kültepe, bu çağlarda Kayseri’nin gölgesinde kalmış küçük, fakat müstahkem bir şehirdir. Helenistik Çağ’a ait bezekli bir vazodaki atla panter avı sahnesi, Anadolu’da tek bir örnek olması açısından büyük önem taşımaktadır. Kültepe, Geç Roma çağının son safhasında terk edilmiş ve bir daha yerleşim alanı olmamıştır. Roma-Helenistik çağlarında Karum’un doğu kesimi mezarlık olarak kullanılmıştır.
Tepe’de ve Karum’da keşfedilen buluntulardan, Kültepe’deki yerleşimin MS 13. yüzyıla kadar devam ettiği anlaşılmaktadır. Karum’da satıh toprağının altında bulunan Selçuklu Sultanı II. Keyhüsrev’e (öl. 1211) ait bir sikke, Kültepe’de hem Kaniş hem de Karum alanında tespit edilen en geç dönem kalıntı ve buluntuların Selçuklu dönemine ait olduğuna işaret etmektedir.3
Karum üzerindeki kazı çalışmaları hala devam etmektedir. Kazı çalışmalarının bitmesiyle insanlık tarihi için yeni bir dönemin açılacağı kanaatindeyim. Kazı alanının genişliği kazıda çıkarılan eserlen hassaslığı nedeniyle çalışmalar oldukça yavaş ilerlemektedir. Ancak, geçmişe dönük birçok gizemin aydınlanması için Kültepe Harabelerinin iyi anlaşılması gerektiğini düşünüyorum.
RÜVEYDA BULUN