Etiket

nüfus artışı

Tarama

Sevgili Gök Türk’ün uzun süredir üzerinde çalıştığı Niburu gezegeni ve oradan dünyamıza gelen kadim atalarımız olan Annunakiler’in hayatı bu günlerde dünyanın geleceği konusunda dramatik benzerlikleriyle dikkatimi çekmeye başlamıştır.
Günümüzden yaklaşık 450 bin yıl önce Niburu gezegeninin atmosferik ortamında yırtılma meydana gelmişti. Yüksek teknolojiye ve medeniyete sahip olan Niburular, yaptıkları incelemelerle bu sorunun altını toz haline getirip atmosferin yüksek bir yerinden püskürtülmesiyle halledileceğini tespit etmişlerdi. Ancak kendi gezegenlerinde bunu sağlayacak yeterli miktarda altın bulunmadığı için, altının yoğun olarak bulunduğu dünyaya gelmişlerdi. Dünyadan elde ettikleri altınla kendi atmosferik ortamlarını düzeltmeye başlamışlardı. Sonuçta Niburu gezegeninde atmosferik ortamdan kaynaklanan sorunun bittiğine dair herhangi bir bilgi olmadığına göre dünyadan halen Niburu’ya altın taşındığı değerlendirilmektedir.
Konu çok derin ve karmaşık olduğundan okuyucularımızı bu konuda ülkemizde en yetkili araştırmalar yapan Gök Türk’ün üç kitabını okumaya salık veririm.
Dünyamız yaklaşık 4,6 milyar yıl yaşındadır. Uzun bir jeolojik evrim sonucunda günümüzdeki yaşamsal alan meydana gelmiştir. Dünyanın canlı küre haline gelmesini sağlayan en önemli etken dünyanın atmosfer özelliğidir. Atmosferin de dünya gibi, oluşumunda bir evrim olduğu değerlendirilmektedir. Yerkürenin sıvı olan toz ve gaz bulutlarından olan ilk oluşum safhasında atmosfer yoktu. Daha sonra ilk bitiklerin sular içinde oluşmasıyla milyonlarca yıl sürecek fotosentezle oksijen meydana geldi. Sonuçta atmosferik gazlar günümüzdeki sabit yapısına kavuştular. Atmosferdeki sabit gazların yüzde 78’i azot ve yüzde 21’de oksijendir. Geriye kalan yüzde 1’lik kısımda değişken miktara sahip olan gazlardır. Bu değişken gazlardan en önemlileri su buharı ve karbon dioksittir. (CO2)
Su buharının döngüsü buharlaşma, terleme, yoğuşma ve yağış şeklinde gerçekleşir. Bu döngü bağıl nem miktarının yıllık ve günlük değişiklilerinin oransal olarak artıp azalması şeklinde gerçekleşir. Bir damla su yılda ortalama 42 defa atmosferle yer arasında gidip gelir. Bu döngünün artıp azalmasının dünyanın iklimleri üzerinde kaygı verici bir etkisi henüz yoktur. Şuanda insanlığı korkudan en önemli gelişme atmosferdeki karbon miktarının artmasın bağlı olarak meydana gelecek küresel ısınmadır.
Karbonun miktarında meydana gelecek artmalar ilerde dünyamızın daha da ısınmasına sebep olacaktır. Dünyanın ısınmasından en fazla etkilenecek olan buzulların erimesiyle deniz seviyelerinde meydana gelecek olası yükselmelerdir. 510 milyon kilometre kare alana sahip dünyamızın üçte ikisi sularla kaplıdır. Suların yüzde 97’si tuzludur. Geri kalan yüzde üçü de tatlı sulardır. Tatlı suların yüzde 68’i buzullar, yüzde 31’i yeraltı suları geri kan yüzde 0,02’si de yüzsuları dediğimiz göller, bataklıklar ve nehirlerdir. Buradan da anlaşıldığı gibi tatlı suların oranı çok azdır. Ancak bu oran bile milyarca insan ve canlı için en temel yaşam kaynağıdır.
Kutuplarda bulunan muazzam yapıdaki buzullar yeryüzündeki tatlı suların yüzde 68’ni oluşturmaktadır. Küresel sıcaklıklarda meydana gelecek sadece birkaç derecelik artış bu yüksek kütleli buzulların erimesine neden olacaktır. Yapılan değerlendirmelere göre atmosferdeki bir-iki derecelik artışlarda buzulların erimesine bağlı olarak deniz seviyeleri birkaç metre yükselebilir. Deniz seviyelerinin bir-iki metre yükselmesi bile dünya için felakettir. Kıyılarda buluna yüzsek verimli tarım alanlarının sularla kaplanması ve sahil yerleşim alanlarının denizler tarafından istila edilmesi milyonlarca insan ya ölecek ya da bulundukları yerlerden tahliye edileceklerdir. Ayrıca, gıda üretiminde önemli düşüler olacağından bu olay bütün dünyada ciddi bir ekonomik krizin yaşanmasına sebep olacaktır. Söylediğimiz öngörülerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini tartışmak bile çok gereksizdir. Çünkü bütün veriler dünyanın son buzul çağdan bu yana en hızlı ısı artışlarının olduğunu göstermektedir. Bu durumda tek soru deniz seviyelerinin ne kadar ve hangi hızda yükselebileceği olmalıdır.
Denizlerde ilk bir metrelik yükselme 2075 yılında olacağı tahmin edilmektedir. Ancak atmosfere katılan karbon miktarında hiç azalma olmaksızın artışlar devam etmektedir. Karbonun artması dünyadan uzaya gitmesi gereken ısının daha da fazla tutulacağı anlamına gelmektedir. Yani 2075 yılında gerçekleşeceği söylenen öngörü çok iyimser bir öngörü olarak kalabilir. Dünyanın şu anki imkânlarıyla ancak 180 santimetre kalınlığında deniz yükselmeleriyle baş etme kapasitesi vardır. Kıyılara set çekilmesi ve suların tahliye edilmesi gibi küçük ölçekli tedbirler bile milyarca dolar bütçe gerektirdiğinden küresel ölçekli deniz seviyesi yükselmelerinden en fazla etkilenecek yerlerin gelişmemiş ülkeler olduğunu şimdiden söyleyebiliriz.
Dünyada geçmiş dönemlerde de deniz seviyeleri yükselmişti. Ancak hiçbir dönemde insan etkisinde kaynaklanan bir yükselme söz konusu olmamıştır. Günümüzde yükselmenin durdurulması neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Bugün atmosfere karbon salınmalarının en büyük nedeni olan otomobili dünyanın en geri kalmış ülkelerin hakları da talep etmeye başlamıştır. Ya da Amerikalılar her evde en az iki araç alışkanlılarından asla vazgeçmek niyetinde değiller. Dünya nüfusu hızla artmaktadır. Önceden binlerce yılda gerçekleşen nüfus artışları günümüzde sadece birkaç yılda gerçekleşmektedir. İnsanlar artık ortalama olarak daha uzum ömre sahipler. Eskisi gibi salgın hastalıklarla kitlesel ölümler yoktur. Bu durum nüfusun ikiye katlanma sürelerini düşürmektedir. Gelecekte atmosfere salınan karbon oranları iki katına çıkacaktır. Böylece deniz seviyeleri daha da yükselecektir.
Burada üzerinde pek durulmayan bir konu da deniz sularının sıcaklıklarındaki muhtemel artışlardır. Bu artışlar deniz tabanlarındaki suyun da ısınmasına neden olacağından suyun ısı değişim dengesi bozulacak ve birçok deniz suyu zehirlenecektir. Aslında bizi bekleyen en sinsi tehlike de budur. Atmosfere yayılan denizdeki zehirler birçok insanın ölümüne neden olabilir.
Küresel iklim değişiklerinin gelecekte daha büyük ve çeşitli sorunlar getireceği tartışma götürmez gerçeklerdir. Biz de Niburular gibi atmosferik sorunları çözebilecek miyiz, ya da onlar gibi uzayda kendimize koloniler kurarak halklarımızın yok oluşlarını önleyebilecek miyiz?
Günümüzde bu soruların cevabı çok zor görülüyor. Sümer tabletlerinde belirtilen, birçok kutsal metinde de anlatılan yeni bir Nuh tufanı bizi bekliyor. Acaba ENKİ yine bize yardım edecek mi?

İnsan nüfusu, insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar artmıştır. Teknolojik ilerlemelerle insanın doğa üzerindeki tüketim baskısı eskiye oranla daha fazladır. Yani insanlar eskiye göre daha iyi besleniyorlar, daha çok kıyafet kullanıyorlar ve daha geniş ve gelişmiş evlerde yaşıyorlar. Nüfusun hem fazla olması, hem de daha fazla tüketim yapması çevre üzerinde onarılması güç hasarlar oluşturmaktadır. Bununla ilgili aşağıdaki örnekler dünyada tehlike çanlarının çaldığının göstergesidir.

İnsanlık son 50 yıl içinde büyük balık rezervinin %90 kadarını yok etti. Bilinen balıkçılık mekanlarının %22 sinde aşırı avlanma sonucunda balık rezervi tükenmiş, % 44’ü ise tükenme tehlikesi ile karşı karşıya gelmiştir. Yenilebilir balıkları avlarken her yıl ağlara takılan 27 milyon ton diğer deniz canlısı yeniden denize atılır. Çok açıktır ki, onlar artık yaşamaya devam edebilecek durumda değildirler. Denizin dibi bazı yerlerde çeşitli atıklar ile o derecede kaplıdır ki, orda artık hiçbir şey yaşayamamaktadır.

Son 50 yıl içinde insanoğlu ormanların %70’ini yok etti. Kalan %30 ise parça parça azalmış ve yok olma tehlikesi altındadırlar. Yılda 80 kilometre kare orman yok olmaktadır.

45 bin göl yok edildi. Her yıl kimyasal sanayi yüz milyon ton 70000 farklı bileşeni doğaya atıyor ve her yıl da bu çeşitliliğe 1000 yeni bileşen ekleniyor. Bu kimyasal ürünlerin sadece az bir kısmı insan ve doğa için zararsızdır.

Son 50 yıl içinde kuş çeşitliliğinin dörtte biri yok oldu, %11’i ise günümüzde yok olma tehlikesi altındadır. Memelilerin %18’i, balıkların%5’i, bitkilerin ise %8 yok olmakla yüz yüzedirler. Mercan kayalıkları, balık rezervinin tükenmesi, kirlenme ve sıcaklığın yükselmesinden zarar görmektedir.

Bütün bunların asıl nedeni ise enerji açlığıdır. Sahra altı Afrika’da kişi başına oldukça düşük, Avrupa ve Kuzey Amerika’da oldukça yüksek enerji tüketilmektedir. Dünya Enerji tüketimi en çok gelişmiş ülkelerde gerçekleşmektedir. Gelişmiş ülkeler, içlerindeki bazı çevre gönüllüleri dışında gezegenimizin bu yok oluşuna ya hiç ya da çok cılız tepkiler vermektedir.

Sonuç olarak gezegenimizin kaynaklarının % 30’u tükendi ve nüfus ise durmadan artmaktadır. Gelecek yıllar günümüzden daha kötü olacaktır. Dünyanın geleceğiyle ilgili tedbir almak artık bir tercih değil, zorunluluktur. ” Çevre; miras değil, gelecek nesillere devredilecek emanettir.”