Etiket

küresel iklim değişikliği

Tarama

Üretim sistemleri, tüketime dayalı bir temelde hızla artmaktadır. İhtiyaçtan daha çok isteğe dayalı bir tüketim modeli, insan neslinin de ciddi bir tehlikeye girmesine neden olabilecektir. Tüketme ve yok etmek ilişkisine dayalı vahşi kapitalizm anlayışı en temel gereksinimlerimizin bile karşılanmasında güçlükler yaşamamıza sebep olacak bir yönde gelişmektedir. Sürdürülebilir üretim modellerinin hayata geçmesine yönelik çevreci yaklaşımlar ihtiyaca dayalı bir tüketim anlayışıyla gelişebilir. Üretim sistemleri tüketilmesi gereken bir ihtiyaç şekline göre işlemektedir. Bir şeyin ihtiyaç haline gelmesi pazarlama sistemlerinin yoğun Kampanyalarıyla mümkün olabilmektedir. Birkaç gün içerisinde bozulacak bir ürünü yüzlerce yıl bozulmadan kalan ambalajların içine koymak aslında tüketim modellerinin sahteliğini ortaya koymaktadır.
Hızlı ve yoğun tüketim doğal kaynakların dönüşü mümkün olmayacak şekilde yok olmasına sebep olmaktadır. Aslında yaşadığımız yeryüzü kaynakları şimdilik ihtiyaçlarımızı karşılayabilir ama isteklerimizi karşılaması imkânsızdır. O halde yapılması gereken doğal kaynaklarını sınırsız olduğu anlayışından kurtulmaktır.
Sanayi devrimiyle beraber zirveye çıkan doğal kaynaklara yönelme, besin değeri olan gıda ürünlerini de etkilemeye başlamıştır. Endüstriyel tarım dediğimiz bu dönemde piyasacı bir üretim artışı meydana gelmiştir. Bir tarım ürününün kültürel çeşidi veya zenginliği yüksek verim elde etme amacıyla azalmaya başlamıştır. Yani daha az çeşitle daha çok üretime geçilmiştir. Örneğin; Çin’de 1949’da 10.000 buğday çeşidi varken, 1970’lerde sadece 1.000 adedi kalmıştır. ABD’de lahana çeşitlerinin %95 i, mısır çeşitlerinin %91 i, bezelye çeşitlerinin %94 ü, domates çeşitlerinin %81 i kaybolmuştur. FAO’nun 150 ülke raporuna dayanarak yayınladığı çalışmaya göre son yüzyılda dünya biyolojik çeşitliliğinin yaklaşık %75 i kaybolmuştur.
İlk bakışta yüksek verim maksadıyla biyolojik çeşit kaybı normal karşılanabilir ama uzun vadede meydana gelecek bir salgın hastalık ve kıtlık durumunda tür zenginliğinin önemi ağır hayati bedellerle anlaşılabilir. Nitekim bu olumsuzluğun etkileri artık görülmeye başlamıştır. FAO’nun 2008 tarihli bir raporuna göre daha önce Doğu Afrika ve Yemen’de görülen UG 99 kod adlı buğday pas hastalığının İran’da da görüldüğünü ve önlem alınmazsa Afganistan, Pakistan, Hindistan ve Orta Asya ülkelerine yayılabileceğini duyurması ciddi bir gıda krizinin eşiğinde olduğumuzu göstermektedir. Araştırmalar pas hastalığının sebebinin verim artışı ve hastalık ve zararlıları önlemek için tek tip ürün türü olarak yapılan tarıma sokulan mono kültür anlayışı olduğunu göstermektedir. Az sayıda çeşidin bulunduğu bir tarım sisteminde tarımsal hastalık yayılma riski daha fazladır.
Geçtiğimiz yıllarda ülkemizde domateslerde görülen hastalık nedeniyle domates fiyatları aşırı artmıştı. Tarımsal hastalıklara bağlı olarak birçok gıda ürünün de fiyat artışları meydana gelecektir. BBC Mart 2007-2008 döneminde dünyada mısır fiyatlarının %31, soyanın %87, buğdayın fiyatının ise %130 arttığını duyurmuştur.
Dünya genelinde doğum oranları düşse de hayatta kalma süresi artmaktadır. Böylece nüfus artışı hızı hiç düşmemektedir. Dünya nüfusunun üç milyar daha artıp 10 milyar sınırına dayanacağı tahmin edilmektedir. Artan nüfus dünya gıda gereksinimlerinin daha da arması anlamına gelmektedir. Ayrıca kişi başı gıda tüketimi eskiye göre inanılmaz boyutlarda artmıştır. Böyle bir durumda önümüzdeki süreçte gıda temini oldukça güçleşecektir. Yapılan araştırmalara göre, artan nüfusun gıda gereksinimini karşılamak için önümüzdeki 50 yılda son 10.000 yılda üretilen besine eşit miktarda üretim yapılması gerekmektedir.
Dünya gıda üretiminin tamamına yakını sulanabilir verimli tarım arazilerinde yapılmaktadır. Artan nüfusun barınma ulaşım ve birtakım sosyal ihtiyaçlarının karşılanması için yeni yerleşim alanlarına ihtiyaç vardır. Bu yerler meralar, tarım arazileri ve ormanlardır. Bu alanlar, gıda gereksiniminin karşılandığı en önemli alanlardır. İlerde tarımsal üretim ve hayvancılık yapabilmek için çok kısıtlı alanlar kalacaktır. Yetersiz tarım alanlarına ilave olarak su kaynaklarının tükenmesi, toprağın aşırı işlenerek çoraklaşması ve ormanların yok edilmesine bağlı olarak gerçekleşecek sel nedeniyle meydana gelecek erozyon ve heyelan olayları tarımsal üretimde ciddi azalmamalara neden olacaktır. Eğer şimdiden tedbirler alınmazsa ilerde bizi büyük bir açlık felaketi beklemektedir.
İnsan neslinin en şanslı bireyleri olarak gelecek kuşaklara bırakacağımız pek bir şey kalmayacak gibi gözükmektedir. Çocuklarımız ve torunlarımız belki de hiçbir zaman bizim sahip olduğumuz olanaklara sahip olmayacaklar. Onlar bizim içtiğimiz temiz sulardan, sağlıklı gıdalardan ve temiz havadan yaralanamayacaklar. Belki de ilerde bunun hesabını bize soracaklar. Kendilerini hiçbir şey bırakmadığımız için bizi suçlayacaklardır.
Tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmeden, nüfus artış hızını yavaşlatmadan ve rekabete dayalı sistemden vazgeçmeden bizim en temel sorunumuz olan gıda krizinden kurtulmamız mümkün değildir.

ayriakurdrefs005-780x439Çevre sorunlarının etkisi, çevreye olan müdahaleler nedeniyle daha fazla hissedilmeye başlanmıştır. Başta küresel iklim değişiklikleri olmak üzere birçok çevresel sorun insanların yaşama alanlarını tehdit etmektedir. Gümümüzde çevresel kökenli ekstrem olaylarda ciddi artışlar kaydedilmektedir. Yani daha şiddetli kuraklıklar, daha şiddetli seller, daha şiddetli fırtınalar gibi yıkıcı etkisi büyük olan afetler yaşanmaktadır.9ddc5ff624db6812639b734423b73c70

Çevresel etkilerden en çok etkilenenler ülkeler genellikle gelişmemiş ülkelerdir. Herhangi bir çevresel etkene karşı en fazla mal ve can kaybının yaşandığı bu sınıf ülkeler, çevre baskılarından kurtulmak için çevresel mülteci durumuna düşmektedir. Çevresel bir felaketin yaşanmadığı ülkelere mülteci akını son yıllarda artış göstermektedir.
İnsanları yer değiştirmeye zorlayan doğal ya da insan kaynaklı çevresel etkenler arasında, kaynak sıkıntısı ve doğal kaynakların adaletsiz dağılımı, ormanların yok olması ve diğer çevresel bozulmalar, iklim değişikliği savaşlar ve savaşalar sonrası çevrenin sistemli olarak yok edilmesi, nüfus fazlalığı ve kalkınma projeleri geliyor. Yapılan değerlendirmelere göre çevresel sığınmacıların sayısı 30 milyonu aşmış durumdadır.
2002 yılında Kızılhaç’ın hazırladığı bir rapor göre 1970 ile 1990 arasında doğal afetler nedeniyle hayatını kaybeden insan sayısı %40 azalırken bu olaylardan etkilenenlerinin sayısının %65 olmuştur. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Panelinin hazırladığı bir rapora göre 2050 yılında çevresel sığınmacıların sayısının 150 milyon kişiyi aşacağı tahmin edilmektedir.

g
Çevresel kökenlik ilk büyük nüfus dalgası Türklerin Orta Asya’dan göçüdür. Orta Asya’da meydana gelen kuraklık nedeniyle birçok Türk boyu özellikle batıya, su kaynaklarının elverişli olduğu alanlara göç etmiştir. Bu göç hareketinin küresel çevre sorunlarıyla bir ilgisi yoktu. İklimde meydana gelen dalgalanmalar kitlesel göçlere neden olmuştur. Günümüzde de iklimsel dalgalanmalar meydana gelmektedir. Ancak kurak yerler su nakil hatları nedeniyle kuraklıktan fazla etkilenmemektedir. Çığ, sel ve şiddetli rüzgârlar gibi iklimsel afetler, insanları günümüzde fazla etkilemiyor. İnsanlar artık daha dayanıklı ve sağlıklı ortamlarda yaşamaktadırlar.
İnsanların doğal sistemlere karşı koyma yeteneklerinin gelişmesi, doğal dengenin de bozulmasına neden olmaktadır. Çünkü insanlar doğal sisteme ancak doğal kaynak kullanımı sayesinde karşı çıkabilmektedir. Gerek doğal kaynak kullanımı, gerekse de doğal kaynak kullanımından kaynaklanan atıklar çevre üzerinde ciddi baskılar oluşturmaktadır. Bu durum doğal dengeyi de etkilemektedir. Düzeni bozulan doğal sistemler, birçok çevresel felaketin yaşamasına neden olmaktadır. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin doğal afetler halen insanoğlunun doğa karşısındaki acizliğini gözler önüne sürmektedir.
Doğal afetlere en hazırlıksız durumda bulunan gelişmemiş ülkelerdeki insanlar, doğal afetlerden en çok zarar görmektedirler. Bu durum küresel çapta bir mülteci dalgasını meydana getirebilir. Çevresel bozulmaların giderek yaygınlaşması, geri kalmış toplumlardaki çevresel mağduriyetleri daha da artırabilir. Bu durum gelişmiş ülkelere doğru ciddi bir göç dalgasının oluşmasına neden olabilir.