Etiket

bilinç

Tarama

1990’lı yıllara kadar eğitimde başarı IQ testleri temel alınarak belirleniyordu. Yani IQ’su yüksek olanlar zeki olarak nitelendiriliyor ve ona uygun bir eğitim ortamı sunulmaya çalışılıyordu. Ancak yapılan araştırmalar sonucunda IQ’nun başarıda sadece %20’lik bir etkisinin olduğu tespit edildi.iftresim2-1
Başarının gerçekleşmesinde etkili olan %80’lik faktörler içerisinde duygusal gelişimini önemli bir yerinin olduğu anlaşılmaya başlandı. Örneğini IQ’su çok yüksek birisi günlük hayatta en basit problemleri çözmede oldukça başarırız olduğu durumların sıklıkla yaşanması başarının aksamasındaki en önemli nedenler arasında gösterilebilir. Aynı şekilde yüksek IQ’ya sahip olup da sosyal ya da insani ilişkilerde başarısız olan birçok insan bulunmaktadır. Bu gibi örnekler duygusal zekânın önemini ortaya çıkarmaktadır.
1990’lı yıllara kadar duygusal zekâ konusunda ciddi bir çalıma yapılmamıştı. IQ testleri başarı için temel ölçüt alındığından duygusal gelişim göz ardı edilmekteydi. Duygusal zekâ konusunda ilk ciddi çalışmayı Daniel GOLEMAN yapmıştır. Goleman’ın yazdığı “Duygusal Zekâ EQ neden IQ’dan daha önemlidir?” kitabı dünya çapında büyük bir etki yapmıştır. Kitapta duygular tanımlanırken duyguya etki enen unsurlar örneklerle açıklanmıştır. Kitapta ana tema duyguların eğitilmesidir. Bu nedenle duygularını kontrol edemeyen bireylerin başarısızlığa uğrayacağı vurgusu sıkılıkla yapılmaktadır. Duygularımızla aklımızın nasıl birleştirileceği meselesi kitabın ana fikrini oluşturmaktadır.goleman_who_created_emotional_intelligence
Duyguların genetik olarak bir evrimi söz konusudur. Birçok temel duyguya insanların binlerce yılda elde ettikleri deneyimler sayesinde ulaşılmaktadır. İlk insanlar doğada sürekli hayatta kalma mücadelesi vermektedir. Bu mücadele insanları yerine göre saldırgan, yerine göre korkak yerine göre de tutuk yapmaktadır. Günlük hayatımızda farkına varmadığımız bazı duygular bir evrim sonucu ortaya çıkmıştır. Örneğin karanlıktan korkmak ilk insanlardan günümüze uzanan bir yaşam mücadelesinin sonucudur. Duygunun temel sinir devrelerinin biyolojik tasarımı açısından, dünyaya birlikte geldiğimiz tasarım, son 5 ya da 500 değil, son 50.000 insan kuşağı boyunca işe yarayan şeyidir.dz01
Duyguların kontrol edilmesi için bazı yasalar ve dini kurallar ortaya çıkmıştır. Bu normlar insanların toplum olabilmeleri için elde ettikleri önemli atılımlardır. İlk etik yasaları ya da bildirileri,-Hammurabi Kanunu, Yahudilerin On Emiri, İmparator Aşoka’nın Fermanları- duygusal yaşamı yumuşatma, ehlileştirme, evcilleştirme çabaları olarak görülebilir.
Her duygunun fiziksel bir tepkimesi söz konusudur. Yani duygu her zaman bir hareket meydana getirmektedir. Bu duygusal tepkimeleri şöyle sıralamak mümkündür:
• Öfke hissedildiğinde, kan akışı bir silahı tutmayı ya da düşmana vurmayı kolaylaştırıcı şekilde ellere yönelir; kalp atışı hızlanır, adrenalin gibi harmanların hızlı salgılanmasıyla birlikte çevikçe hareket edecek güçte enerji meydana gelir.
• Korku hissedildiğinde, kan kaçmayı kolaylaştırmak için bacaklardaki büyük iskelet kaslarına yönelir ve sanki yüzdeki kan çekilir, bu da kanın donduğu hissini verir. Saklanmanın iyi bir alternatifi olduğu anlaşıldığında beden bir anlık donar.
• Mutluluğun oluşturduğu başlıca biyolojik değişken, beyine zararlı düşüncelerin gelmesinin engellenmesidir. Böylece fazla enerji harcamadan vücutta bir ferahlama duygusu oluşur.
• Sevgi ve cinsel tatmin sırasında korku ve öfkenin getirdiği savaş ve kaç duygularının tersi duygular yaşanır. Vücut gevşeme tepkisiyle işbirliğine daha açık hale dönüşür.
• Şaşkınlık sırasında kaşlar etrafta olup biteni daha hızlı ve detaylı görmek için kalkar.
• Tiksinme sırasında üst dudak yana kıvrılarak burun hafifçe buruşturulur. Böyle vücut kendini zehirli bir varlığa karşı korumuş olur.
• Üzülme sırasında vücuttaki enerji azalır ve zevk alıcı duygular engellenir. Bu enerji kaybı, üzüntüye kapılan ilk insanları, daha güvende oldukları yuvalarına yakın tutmuş olabilir.
Eski çağlardan günümüze uzanan bu duygusal süreçler günümüzdeki yoğun teknolojilerle bazen tam uyum sağlayamamaktadır. Eskiden hayatta kalmak için ani öfke patlamaları gereklilik iken günümüzde ani öfke patlamaları, felaketlere yol açabilir. Bu durum duygusal zihnin akılcı zihin tarafından kontrol edilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Aslından biz hem duygusal hem de akılcı bir zihne sahibiz. Birisi düşünüyor, diğeri hissediyor. Duygu düşünceler için, düşünceler duygular için vazgeçilmezdirler. Tutkular bu dengeyi sarstığında duygusal zihin üstünlük sağlar ve akılcı zihni etkisiz bırakır.
Her duygunun kendine özgü bir değeri ve önemi vardır. Tutkusuz bir hayat, yaşamın kendi zenginliklerinden kopuk ve yalıtılmış, donuk, çorak bir kayıtsızlık âlemine dönüşebilir. Duygular fazlasıyla bastırıldığında donukluk ve uzaklık yaratır. Kontrolden çıktığında, aşırı ısrarlı ve patolojik bir hale gelir.zeka25
Duygusal bozukluklular ya da saplantılar bir mizaç değildir. Çocukların yetişme dönemi birçok fırsat penceresini ortaya çıkarmaktadır. Duyusal aşırılıklar veya donukluklar uyun bir ilgi ve eğitim yoluyla makul seviyelere getirebilir. Toplum genelinde yaygın söylem olan “Can çıkar, huy çıkmaz!” sözü doğru değildir. Duygular eğitilebilir ve ehlîleştirilebilir. Duygular insanın kişiliğinin yansımasıdır. İyi bir kişiliğe sahip olmadan başarıya odaklanmak insanlık için felaketler oluşturabilir. Bu nedenle iyi ve makul bir insan daha başarılıdır.

Rüya nedir sorusuna verebileceğim en güzel cevap; bilincin tamamlayıcısı duyguların tatmin aracı ruhumuzun özgürlüğüdür diyebilirim.

Rüyaları kendi içinde iki guruba ayırıyorum, bilinç altından beslenen rüyalar ve gündelik olaylardan beslenen rüyalar. Bugünkü üzerinde konuşacağımız rüya çeşidi gündelik rüyalar.

İnsanın bilinç yapısı gündelik hayatta bilinç altı, bilinç dışı ve bilinç denilen üç kısımdan oluşur. Şimdi bilinç altını bir tarafa bırakarak bilinç ve bilinç dışının rüyalar üzerindeki etkisini konuşacağız.

Bir manzaraya baktığımızı düşünelim geniş bir manzara, bu manzarada bir kaç figür dikkatinizi çekecek ve ona odaklanacaksınız odaklandığınız şey ya da olay ne ise o kısım sizin bilincinizde adeta işlenecek ve anlamlandırılacak. Zihnimizin otomatik yaptığı eylemler bu şekilde gelişir. Peki diğer algıladıklarınız ne oluyor? Onları o an düşünmüyor bilincimize getirmiyoruz ve dışarı süpürüyoruz. Onlarda bit pazarı misali günler hatta yıllar boyunca birikiyor ve bilinç dışını oluşturuyor.

Kısaca şunu diyebiliriz; iki çocuğunuz var ve efendi olanı çok seviyor önemsiyorsunuz diğerini ise öteliyor dışlıyorsunuz. İşte bilinçsel yaşantımızda ötelediğimiz şeyler bilinç dışını oluşturur. Sevgisiz ve değer verilmeyen bir evlat gibi her an isyana hazırdır bilinç dışımız. Şimdi ilginç bir tespitimi söyleyeceğim günlük yaşantımızda yaşadığımız olayların %90 ı bilinç dışına itilir ama bu itme ve öteleme çoğu zaman bilerek yapılmaz. Biz gündelik yaşamda yaşadığımız olayların sadece % 5-10 unun bilinç düzeyinde yaşarız.

Şimdi birkaç örnek verelim. Yolda gidiyorsun güzel kadınlar geçiyor etraftan ama sen çok dindarsın onlara bakmıyor sadece etrafına bakıyorsun ama kafanı çevirirken gözün onları algılıyor ama asla bilincine getirip düşünmüyorsun, seslerini duyuyor anlamak istemiyor öteliyorsun… Komşun ev alıyor senin evin yok kıskanıyorsun ama komşuna çok sevindiğini söylüyorsun kıskandığını kendine bile söylemiyor atıyorsun bilinç dışına… Bunun gibi onlarca örnek verilebilir. Özlüyorsun, arzuluyorsun, istiyorsun, kıskanıyorsun, seviyorsun, nefret ediyorsun… Ama ayıp, günah kendine bile söylemiyorsun. Atıyorsun çöplüğe, ama çöplük kokuyor çöplük taşıyor çöplük isyanda. Çok yıpratıyorsun onu. Ve kendini hatırlatmak istiyor adalet istiyor ve onun güçlü olduğu senin zayıf olduğun anda yani rüyada karşına çıkıyor ve diyor ki hayır sen yanlış yaptın o kadını beğendin, o ses seni tahrik etti, komşunu kıskandın, o adamın ölümüne üzülmedin, sen onu sevmiyorsun… Ben de buradayım beni ömür boyu öteleyemezsin diye tokat gibi, o anlam veremediğiniz rüyaları gösteriyor size. Ama şunu da söylemeliyim ki her rüyanın bir anlamı vardır ve her rüya bir yanımızı tamir eder.

Ne kadar çok rüya görüyorsak (dışsal uyarıcıların sebep olduğu rüyaları saymıyoruz. Mesala uyurken su sesi duyup rüyada şelale görmek gibi) aslında bir o kadar ötelediğimiz duygumuz var demektir.

Ve herkes rüya görür ve bazen gördüğü rüyadan bile utanır, kimden neyi saklıyoruz.

Zihin denilen henüz tam manasıyla nasıl çalıştığını anlayamadığımız yerin temizliği yapılmış oluyor.

Rüya denilen zihin süpürgeleri olmasaydı insanların çoğu (ya da hepsi) çok ileri yaşları görmeden çıldırırdı.