Etiket

ay

Tarama

Gezegenimiz hakkında her şeyi bildiğimizi düşünüyoruz, ancak gerçekten öyle mi? Bilim adamları elbette uzayda çok şey keşfetti. Ama hala daha gezegenimizde keşfedilecek çok şey olduğuna inanıyorlar.

Araştırıldıkça Dünya ile ilgili bildiğimizi sandığımız aslında tam olarak bilmediğimiz birçok şeyle karşılaşıyoruz. İşte bunlardan bazıları…

EVEREST DAĞI GERÇEKTEN DÜNYANIN EN YÜKSEK DAĞI DEĞİLDİR

Hawaii’de bulunan Mauna Kea Yanardağı deniz seviyesinden 4.205 m yüksekliğe sahiptir. Bununla birlikte, yanardağın en büyük kısmı deniz seviyesinin altında kalıyor. Tabandan zirveye kadar ölçülen Mauna Kea, Everest Dağı’ndan 1,355 m daha yüksek yani 10,203 m yüksekliğindedir.

DÜNYA ATMOSFERİNİN KESİN BİR SINIRI VARDIR


Karman hattı, deniz seviyesinden 100 km yükseklikteki uluslararası kabul görmüş bir hattır. Dünya atmosferi seviyesi çok daha yüksek olmasına rağmen, bu çizgi Atmosferi ve dış mekan arasındaki sınır olarak Dünya Hava Sporları Federasyonu tarafından kabul edildi.

DÜNYA ÜZERİNDEKİ EN KURAK YER ANTARKTİKA’DA BULUNUR

Genel olarak, dünyanın en kurak alanının binlerce yıldır yağış almayan Şili’deki Atacama Çölü olduğuna inanılıyor. Ancak Antarktika’daki McMurdo Kuru Vadileri yaklaşık 2 milyon yıldır hiç yağmur almadı. Buradaki rüzgar 320 km / saat hızlara ulaşabilir.

TATLI SU DÜNYA ÜZERİNDEKİ TÜM SUYUN YALNIZCA % 3’ÜNÜ TEMSİL EDER


Okyanuslar ve denizler Dünya’nın suyunun %97’sini tutar. Tuzlu okyanus suları içmek için uygun değildir. Suyun geri kalan % 3’ü tatlı sudur. Bunun %70 i buzullarda ve %20 si Baykal Gölü’nde toplanmaktadır.

DÜNYANIN EN ESKİ TAPINAĞI YAKLAŞIK 12000 YAŞINDA


Bilinen en eski tapınak olan Göbekli Tepe, Şanlıurfa’da bulunmaktadır. Araştırmacılar, sütunlardaki oymaların kabaca 11.000 yıl önce kuyruklu yıldız çarpmasının gezegenimiz üzerinde ani bir sıcaklık düşüşüne neden olduğunu kanıtladığını düşünüyorlar.

AY BİR ZAMANLAR DÜNYA’NIN BİR PARÇASIYDI


İsveçli bilim adamları, 4.36 milyar yıl önce Dünya gezegeninin, bir kuyruklu yıldız ile çarpıştığı hipotezini ortaya attılar ve bunun da Dünya’nın tek kalıcı doğal uydusunun oluşumuna neden olduğunu öne sürüyorlar.

250 MİLYON YIL İÇİNDE YERYÜZÜNDEKİ KITALAR TEKRAR BİR ARAYA GELECEKLER

Bildiğimiz gibi Pangea, 335-175 milyon yıl önce var olan bir süper kıtadır. Bu kıta Laurasia ve Gondwana’yı oluşturan iki farklı kıtaya ayrıldı. Daha sonra, bu ikisi yedi kıtayı oluşturmak üzere ayrıldı. Ancak bilim adamları, kıtaların yaklaşık 250-300 milyon yıl sonra tekrar bir araya geleceklerini ve Pangea Ultima olarak adlandırılan tek bir süper kıtaya dönüşeceğini düşünüyorlar.

TEK HÜCRELİ BİR ORGANİZMA İLK KİTLE YOK OLUŞUNA NEDEN OLDU

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü bilim insanları, Dünya üzerindeki tüm canlıların neredeyse % 90’ını yok eden kitlesel yok oluşu açıklayan bir teori önermektedir.

Methanosarcina adında bir bakteri, 252 milyon yıl önce okyanuslarda aniden ortaya çıktı ve böylelikle böceklerin yok olmasını sağladı. Ayrıca Arkozorlara gelişmek için eşsiz bir fırsat verdi.

DÜNYA’NIN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU KARANLIKTA BULUNUR


Bildiğimiz gibi, Okyanuslar gezegenimizin yüzeyinin %71’ini kaplar. Güneş ışığına maruz kalan suyun derinliği 200 m’den fazla değil, bu nedenle suyun geri kalan kısmı daimi olarak karanlıktır. Bu nedenle, günün herhangi bir saatinde gezegenimizin çoğu karanlıktadır.

İKİ KOMŞU ÜLKE ARASINDA 24 SAATLİK BİR ZAMAN FARKI OLABİLİR


Amerikan Samoa’sı Kiribati’nin bir parçası olan Line Adalarından yalnızca 2.000 km uzaklıkta olmasına rağmen, iki komşu arasındaki zaman farkı 25 saattir.

Sürekli olarak hareket eden Dünya’nın iki çeşit hareketi vardır. Bu hareketlerden birisi kendi ekseni etrafında olur ve batıdan doğuya doğrudur. Bu dönmesini 23 saat, 56 dakika, 4.098903691 saniyede tamamlar.

Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki bu dönmesi ile birlikte olan ikinci hareketi güneş etrafındadır. Güneş etrafında Dünya, elips şeklinde çok geniş bir yörünge üzerindeki hareketini de 365 gün, 5 saat, 48 dakika, 9 saniye, 763.545,6 mikrosaniyede, yani bir yılda tamamlar.

Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki ve güneş etrafındaki bu iki hareketi, iki önemli olaya sebep verir. Kendi ekseni etrafında dönmesi ile gece ve gündüz, güneş çevresinde 23 derece 27 dakika eğiklikle dönmesi mevsimleri oluşturur ve mevsimlerin ardalanmasını sağlar.

Ancak bu süreler çeşitli etkilerle değişmektedir. Dünyanın ve diğer gezegenlerin hareketleri birbirlerinin dolanım periyotlarını da etkiler. Ayrıca bir gezegende meydana gelen doğa olaylarının da bunda payı vardır. Tabi dünya üzerinde oluşan etkilerde Ay’ı da unutmamalıyız.

Yeryüzünün rotasyonunun yavaşlamasını telafi etmek üzere tasarlanan bir sıçrama saniyesi eklenmesiyle bu yıl, planlananlardan bir saniye daha uzun olacak.

Bu eklenen 1 saniye, bilim adamlarının hiper-hassas atom saatlerini gezegende senkronize tutmakla ilgilidir ve dünyanın her yerindeki zaman standartlarını sağlamaktan sorumlu bilimsel kuruluş olan Uluslararası Yer Döndürme ve Referans Sistemleri Servisi (IERS) tarafından kararlaştırılmıştır.

Yerkürenin yavaşlaması, gelgitlerin neden olduğu sürtünmenin ve gezegenler ile Ay’ın dünyayla değişen etkileşiminin bir sonucudur. Bu da yılda 3.78cm’lik bir yavaşlamaya neden olmaktadır.

IERS’in bir parçası olan ABD Deniz Kuvvetleri Gözlemevi’nden Geoff Chester, sıçrama zamanını ölçen sistemin, dünyanın sayaç görevlilerinin iki zaman ölçeğini korumaya karar verdiği 1972’de başlatıldığını ve gelgitlerin saati neden etkilediğini açıkladı.

Geoff Chester şunları söyledi: “Ay, Dünya üzerinde gelgit yaratıyor ve gelgit çıkıntıları okyanuslarda meydana geliyor. Fakat Dünya, Ay’ın dünya etrafındaki dönüşünden daha hızlı döndüğünden, gelgit çıkıntısını doğrudan Ay tam altında olan noktadan çeker. Bunun net etkisi, çok yavaş bir frenleme mekanizması olarak işlev görmesidir. ”

El Nino iklim döngüsünün neden olduğu daha sıcak ve daha yoğun kışlar gibi diğer faktörler, Dünya’nın tam daireye girmesi için gereken süreyi de etkiliyor olabilir.

2012 yılında Quantas havayollarının uçuşları, bilgisayar ortamındaki havayolu rezervasyon sistemi 30 Haziran Cumartesi ile 1 Temmuz Pazar arasında ekstra saniye eklenmesi nedeniyle bozulmuştu.

Astrofizikçiler, Ay yüzeyinin her dolunayda elektriklendiğini keşfettiler. Ay, Dünya’nın manyetik kuyruğundan geçerken, oldukça yüksek elektrikle yüklü parçacıkların bulunduğu bir konide 6 gün boyunca bulunur. Ay’ın Güneş’e bakan yüzünde mor ötesi parçacıklar elektromanyetik etkiyi bozarlar ve elektriksel potansiyeli düşük seviyede tutarlar, ama Ay’ın karanlık yüzünde, elektriksel gerilim yüzlerce hatta binlerce volta ulaşır.

Gerçekten işe yarıyor! Fizik kurallarını altüst eden “Yakıtsız çalışan motor” birçok laboratuvar tarafından kanıtlanmıştır. Ancak araştırmacılar tam olarak nasıl çalıştığından emin değiller.

Fizikçiler, EmDrive olarak adlandırılan bu motorun çalışma prensibinin elbette fizik kuralları çerçevesinde açıklanabileceğinden eminler. Ancak tam olarak nasıl çalıştığını hala açıklayamadılar.

EmDrive denilen yakıt gerektirmeyen ‘imkansız’ motor ile sadece 10 haftada Mars’a astronot taşımak mümkün olabilecek. Nasıl ya da neden çalıştığını kimse tam olarak açıklayamasa da, çalıştığı kanıtlanmıştır. Motor teknolojisinde bir devrim sayılan EmDrive, kapalı bir bölmede mikrodalgalar tarafından itme oluşturuyor ve sadece güneş enerjisine ihtiyaç duyuyor.

Bilim adamları, motoru “Fizik kurallarına meydan okuyan motor” olarak adlandırıyorlar ve gelecekteki uzay araçları için bir motor seçeneği olabileceğini belirtiyorlar.

Şimdi, bilim adamları motorun nasıl çalıştığını açıklayan bir teori geliştirmeye başladılar. Bu çalışma ile motorun nasıl çalıştığı önümüzdeki kısa bir süre içinde açıklayabilecekler. Sadece teorinin son kontrolleri yapılıyor.

Ancak fikir, yeni bir şey değil. Bu kavram, araştırmacı Roger Shawyer tarafından 16 yıl önce ilk kez inanılmaz bir fikir olarak önerilmiştir. 2000 yılından bu yana, Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’ne ait olmak üzere dört bağımsız araştırma tesisinde motorun güç ürettiği ve bir itme oluşturduğu görülmüş olsa bile, bunun nasıl olduğu açıklanamadı. EmDrive, roket yakıtına gerek kalmadan itme için elektrik enerjisini dönüştürüyor. Klasik fiziğe göre bu motor, momentumun korunumu yasasını ihlal ettiği için çalışmamalıdır.

Yasaya göre sisteme etki eden bir dış kuvvet olmadığı sürece, sitemin momentumu korunmaktadır. Momentumun korunumu yasası geleneksel roketlerde kullanılmaktadır.

Ancak, Plymouth Üniversitesi’nden Dr. Mike McCulloch kesin olarak bu imkansız enerjiyi açıkladığını düşünüyor. Onun bu açıklaması yeni Eylemsizlik prensibini temel almaktadır. Teoriye göre hareket ve ivme değişikliklerine büyük nesnelere etki eden sürtünme kuvveti neden olmaktadır.

Eylemsizlik kuvvetinin var olması fikri yüzyıllardır araştırmacıları şaşırtmıştır. Çünkü eylemsizlik kuvveti kaynağı belli olmayan yalancı kuvvetlerdendir.

Dr McCulloch, eylemsizliğin “Unruh radyasyonu” olarak adlandırılan Einstein’ın genel görelilik teorisinin öngördüğü bir etki ile açıklanabileceğini önermektedir. Unruh radyasyonu varsayımına göre ivmeli bir gözlemci Kara cisim radyasyonunu gözleyebilirken, eylemsiz bir gözlemci gözleyememektedir. Diğer bir deyişle eylemli bir referans siteminin arka planı ivmeli hareket nedeniyle ısınır. Bu etki ile vakum içindeki ivmelenmeler sonucu boş uzay, anlık ivme ile orantılı gaz parçacıkları ile dolar.

Dr McCulloch eylemsizliği, ivmelenen bir cisme Unruh radyasyonu tarafından uygulanan basınç olarak tanımlıyor. Kütle büyüdükçe ivmelenme az oluyor, bunun sonucunda Unruh radyasyonunun dalgaboyu büyüyor. Çok çok küçük ivmelerde ise dalgaboyu o kadar büyüyor ki gözlemlenebilir evrene sığmıyor. Bundan dolayıdır ki, enerjinin kuantumlu yapısı gibi, eylemsizlikte kuantumludur ve her değeri alamaz, sadece dalgaboyunun tam katlarına sahip değerleri alabilir fikri bilim adamları tarafından ortaya atılıyor.

Bilim adamları, eylemsizliğin çok küçük ivmelenmelerde sonsuza yaklaşmasını yani gözlenebilir bir değere sahip olmamasını beklerlerken, ölçülebilir bir değere sahip olduğunu gördüler. Aslında böyle bir etkiyi bilim adamları daha önce bir uzay aracının dünya üzerinde alçaktan uçuşu sırasında gözlemlemişlerdi, yani uzay aracı olması gerekenden daha büyük bir hıza sahip olmuştu.

Aslında EmDrive’nın yaptığı şey de bu olabilir. Yani Unruh radyasyonunun izinli dalgaboyunu azaltıyor olabilir.

Dr McCulloch’a göre fotonlar bir eylemsizlik kütlesine sahip olduklarından, eylemsizlik deneyimine sahipler. EmDrive’nın kesik konik biçimli yapısından dolayı, çok az Unruh radyasyonu oluşturuyor.

MİT tarafından hazırlanan bir rapora göre, koni bir ucunda belirli bir büyüklükte, ama diğer küçük ucunda ise sadece küçük bir dalgaboyunda Unruh radyasyonu verir. Fotonların eylemsizlikleri, koni içindeki boyut değişiklikleri nedeniyle fotonların ileri geri sıçramalarına neden olur. Bunun sonucunda momuntumun korunumu gereği bir itme oluştururlar.

Bilim adamlarına göre çalışma prensibi bu şekilde. Dr McCulloch, bu ters itme gücünün etkisinin yapılacak olan NASA deneylerinde gözlemlenebileceğini söyledi.

Bir sonraki adım daha geniş bir ölçekte EmDrive’ı test etmek ve eğer başarılı olursa, sadece dört saat içinde aya hem yolcu hem de ekipman taşıyabilir, ya da sadece on haftada kızıl gezegene seyahat edilebilir. Daha büyük ölçekte düşünülürse, insanları Güneş sistemin dışına taşıyabilir. Örneğin Alfa Centauriye seyahat mevcut teknoloji ile onbin yıllar sürecekken, EmDrive ile bu süre yüz yıla indirilebilir.