Yazar

Selim Belviranlı

Tarama

Yıldız, ağırlıklı olarak hidrojen ve helyumdan oluşan, yoğun ve karanlık uzayda ışık saçan gökyüzünde bir nokta olarak görünen plazma küresi. Bir araya toplanan yıldızların oluşturduğu gökadalar gözlemlenebilir evrenin hâkimidir. Dünya’dan çıplak gözle görülebilen yaklaşık 6 bin dolayında yıldız vardır ve Dünya’ya en yakın yıldız, aynı zamanda Dünya üzerindeki yaşamın kaynağı da olan Güneş’tir.Güneş’ten sonra Dünya’ya en yakın yıldız ise Alfa Centauri (Rigel Kent) 4.39 ışık yılı ya da 41.534.912.000.000 km uzağımızda bulunur.13-burc
Albert Einstein’ın meşhur formülüne göre (E = mc 2 ) madde enerjiye dönüşür enerjide maddeye. ve güneş enerjisinin maddeye dönüştüğünün en güzel örneğidir dünyadaki yaşam… ve bizi var eden tek enerji kaynağıdır Güneştir.
Gezegen; bir yıldız etrafında simetrik olmayan bir yörüngede hareket eden gök cisimleridir. Gaz ve Dünya benzeri gezegen olmak üzere genel olarak iki guruba ayrılır. Yıldızların hammaddesi yıldızların doğumu sırasında artı kalan malzemelerdir. bu sebeple Güneşe yakın olan gezegenler (Mars, Venüs, Merkür ve Dünya) katı karakterli iken, Güneşe uzak olan gezegenler katı karakterlidir. Bunun sebebi ise tamamen kütle çekimdir. Ve görece gezegenler bir yıldız sistemi içerisinde oldukça küçük cisimlerdir. Güneş, Güneş sisteminin %99.98 ini oluşturan kütleye sahiptir. Yani gezegenler oldukça kütlesiz cisimlerdir.
Takımyıldız; yer küreden bakış açımıza göre birbirine yakın yıldızların oluşturduğu birlikteliğe takımyıldız denir. 44 güney yarım küre 44 kuzey yarım küre olmak üzere toplam 88 takımyıldızı sınıflandırılmıştır.958036_da1216810cd2f5b6ae3d39890b574208
Güneşin Dünya’dan seyredilen bir yıllık rotası (eliptik) üzerinde bulunan 13 takımyıldızdan 12’si Zodyak Takımyıldızları (Aries-Koç, Taurus-Boğa, Gemini-İkizler, Cancer-Yengeç, Leo-Aslan, Virgo-Başak, Libra-Terazi, Scorpius-Akrep, Sagittarius-Yay, Capricornus-Oğlak, Aquarius-Kova, Pisces-Balık) adıyla bilinirler. Dünya güneş etrafındaki yolu üzerinde bu 12 takımyıldızını bir yıl boyunca ziyaret eder. Dolayısıyla
Güneş, 1 yıl boyunca bu takımyıldızların her birinde yaklaşık 1 ay süreyle yer alır.
13.takımyıldız olarak Yılancı takımyıldızının bir bölümü de ekliptik üzerinde bulunmaktadır. Eski metinlerde, yılan tutan tıp adamı olarak resmedilen Yılancı (Ophiuchus) takımyıldızı, Akrep takımyıldızının üzerinde, Kartal ile Terazi arasında geniş bir alana yerleşmiştir. Astronomide 13.Burç olarak tanınan Yılancı, astronomik olarak güneşin 30 Kasım – 17 Aralık tarihleri arasında bulunduğu takımyıldızdır. Ancak Genellikle güneşin Akrep takımyıldızında çok kısa kalması nedeniyle, Akrep dönemini bir aya tamamlayabilmek için, Yılancı’da geçirdiği süre de Akrep dönemi olarak değerlendirilir ve tüm kaynaklarda genellikle 12 adet takımyıldız olarak geçer ya da kılıfına uydurulmuştur.
İnsanlar biyolojik ve zihinsel evrimi evrimsel süreçte avcı ve toplayıcılıktan tarım ve hayvancılık gibi doğaya şekil verebileceği etkinliklere başlatmıştır. Bu etkinliklerle birlikte çevresini daha iyi anlamaya ve anlamlandırmaya başlamıştır. Avcı ve toplayıcı olunan dönemde sürekli gezildiği ve sabit yaşam şekli olmadığı için gökyüzüne anlam verme gayretleri ancak yerleşik hayatla başlamıştır. Yerleşik hayat öncesi insanların ilgisini çeken esas objeler; hayvanlar, dağlar, bitkiler gibi daha değişken unsurlar olmuştur. Yerleşik hayattan sonra insanın sosyo-psikolojik durumu son derece değişmiş ve gelişmiştir. Çevresindeki olayları açıklamış veya açıklamaya çalışmış açıklayamadığı durumlara da kutsallık atfetmiştir ve ilk inanç çekirdekleri oluşmuştur.(Avcı ve toplayıcı dönemde de inanç vardır ama henüz sistematik değildir.)stres2
Bilindiği üzere ilk yerleşik hayata geçilen yer Mezopotamya’dır(tarım sonucu). Bunun sonucu olarak da ilk inanç sistemlerinin burada geliştiğini görüyoruz.
Ben kimim nerden geldim?
Ölüm nedir?
yıldızlar ne?
yağmur yağıyor ama nasıl ?
gibi devasa sorular insanların zihnini kurcalayan sorular doğmuştur. Cevapları da bulunamadın da kutsal nesneler aranmaya başlanmıştır. İnsan zihni izah ve anlama üzerine çalışır ve birisi her nasıl olursa olsun bir konuyu izah ediyorsa o konu insan için değerledir.
Şimdi bunu bir örnekle tekrar anlatalım. Newton dan önce insanlar yerçekimini biliyorlardı ama yerçekiminin sebebi hakkında bir fikirleri yoktu bazı din adamları çeşitli cevaplar vermişti. Her madde ruha sahip ve bu ruh yere düşmek istediği için yerçekimi var türünden cevaplardı. insanlar yerçekiminin sebeplerini bilmeseler de din adamlarının bu cevaplarına inanıyor ve bilmek üzere çalışan insan beyni tatmin ediliyordu.
Bilimin daha emeklediği bu çağ öncesi ve ilk çağlarda insan zihni bu şekilde huzur buluyordu. ve bu durum sonucunda dinler ve din adamları büyüdü güçlendi, bazen barış, bazen de savaşların sebepleri oldular. İzah etme konusunda ya da tatmin etme konusunda uzmanlaşan din adamları; Falcılık, sihir, büyü, yıldız yorumculuğu yada müneccimlik gibi birçok sistem geliştirildi. Burçların ilk defa fark edildiği toplumda pek tabi Sümerlilerdir. Sümerliler ekliptiğe denk gelen takım yıldızları isimlendirerek ilk müneccimlik yapan topluluktur. Sümerliler bir şeyi daha bulmuşlardır. Bu olay da presesyon olayı yani ekinoks gerilemesi.eksen
Presesyon olayına kısaca değinelim.Yer kusursuz bir küre değildir. Eşlek çapı kutup çapına göre göre 43 km daha fazladır. Yer’in ekseni eğik olduğundan, yılın yarısında eşlekteki bu şişlik merkez doğrultusunda olmayacak biçimde Güneş’e daha yakındır. Yılın diğer yarısında da bunun tam aksi tarafı için aynı durum söz konusudur. Çekim uzaklıkla azaldığından, bu durum Yer’e bir döndürme kuvveti uygulanmasına neden olur.Bu dönme kuvvetine ilişkin eksen Yer’in eksenine diktir ve bu yüzden dönme ekseni presesyon (yalpalanma)yapar. Eğer Yer kusursuz bir küre olsaydı, bu durum olmayacaktı.
Dünyanın ekseni etrafında saat yönünde salınarak gök ekseninde bir daire oluşturur. (ekinoks yalpalanması). Her 71.6 yılda 1 derece yalpalanarak bu 360 derecelik döngü 25.920 yılda tamamlanır. Her burç takımyıldızının (360/12=30 derece) yaklaşık 30 derecelik bir alan kaplar. her 72 yılda 1 derece ekinoks geriye gittiğine göre 30 derecelik bir burç yaklaşık 2150 yılda tamamlanır. Şu anda Güneş ilkbahar ekinoksunda balık takım yıldızı üzerinde doğmaktadır ve yaklaşık 2000 yıldır durum böyledir ama 150 yıl sonra ekinoks gerilemesi sonucu artık Güneş bir önceki takımyıldızı yani kova takımyıldızı üzerinde doğacaktır. bu her 2150 yıllık döneme bir çağ denmektedir. 12 takımyıldızın tamamlanması ise 25920 yıl sürer ki bu döneme de büyük yıl denir.
İnsanlık dönemindeki çağlar (bu çağlar yaşanıldığı dönemde tespit edilmiş çağlardır.)
1) aslan çağı: MÖ 10,500 – MÖ 8000
2) yengeç çağı: MÖ 8,000 – MÖ 6000
3) ikizler çağı MÖ 6,000 – MÖ 4000
4) boğa çağı MÖ 4,000 – MÖ 2000
5) koç çağı MÖ 2,000 – 0
6) balık çağı 0-2000
Bu çağları değerlendirdiğimizde birçok dinde kutsal boğalar koçlar ve İncil deki sayısız balık içeren ayeti değerlendirebiliriz. bu konuya şimdilik girmeyeceğim.
Şimdi dünya için 4 önemli tarihe değinelim:
21 haziran bu tarih binlerce yıldır bilinen bir tarihtir. Eski insanlar Dünyayı iyi ve kötünü savaşı olarak değerlendirmiştir. Gündüz iyi, gece kötü, yaz iyi, kış kötü… ve 21 haziran tarihi güneşin ya da iyinin zirve yaptığı tarihtir. 23 eylül ekinoksu kötünün kazanmaya üstün olmaya başladığı tarihtir. 21 aralık ise kötünün zirve yaptığı tarihtir. 21 aralığı takip eden 3 gün boyunca güneş göksüzünde en alt seviyesinde kalmaya devam eder yani en ölü tarihleridir bu tarihler. ve en nihayet 24 aralıktan itibaren Güneş yükselmeye yani iyilik yeniden kazanmaya başlar. bu tarihler içerisinde en önemlisi de tabi ki 21 mart ekinoksudur. Artık gündüzler geceden uzundur, iyilik savaşta üstünlük sağlamıştır. tanrılar yağmur yollar güneş daha fazla gökyüzünde durur toprak bereketlenir. 21 mart nevroz bayramı hangi topluma aittir gibi saçma bir tartışmadan da haberdarsınızdır. 21 mart baharın gelişi tüm eski medeniyetlerde önemsenmiştir ve tarım toplumlarının çoğunda kutsanmıştır. Eski medeniyetler bu günlerde ayinler düzenlemiş kurbanlar adamışlardır. kısacası 21 mart yılın en önemli günüdür. 21 mart tarihinde Güneşin hangi takımyıldız ile doğacağı da son derece önemsenmiş bir konu ve insanlık düşünce tarihini çok fazla etkilemiştir bir gerçekliktir.yukselen-burc-nedir
Yukarıda anlattığım ve çok karmaşık görünen olaylar aslında binlerce yıldır bilinen olaylardır. Yalnız tüm boyutu ile değil tabi ki. esas ilginç olan ve benim üzerinde durmak istediğim konu şudur; yıldızların atmosferin içinde olduğunu düşünen yıldızları bir süs gibi düşünen eski çağ insanlarının yıldız ve gezegenlere kutsallık atfedip onları tanrı gibi görmesini anlıyorum çünkü o dönem için geçerli bir izah. günümüzde insanların parasını alıp müneccimlik yapan sözde bilim gibi kabul edilen ama bilimsel bir dayanağı olmayan astrologlara ne demeli. Hangi yıldızın enerjisi bizi etkiliyor Mars geriye Jüpiter ileriye hareketine başladı Dünya’ya bir enerji akışı var gibi süslü ama içeriğine bakıldığında insana etkisi olmayan konular insanlara müthiş şekilde pazarlanıyor ve büyük bir kandırma operasyonu yapılıyor. Bilimsel olarak hiçbir kanıtı olmayan bu konulara bilim çağında itibar etmekte ayrı bir konudur.
Yukarıda bahsettim en yakın yıldız bile bize Alfa Centauri (Rigel Kent) 4.39 ışık yılı ya da 41.534.912.000.000 km uzakta. yıldız haritalarınız gezegen haritalarınız… Evet bunlar var ama kişiliğiniz üzerinde bir etkisi olduğuna dair en küçük bir delil bile ne yazık ki yok. Örneğin 10 mart tarihinde doğan balık burcusun duygusalsın denilen bir adam 3000 yıl önce aynı gün doğsaydı burcu balık değil koç olacaktı.
YILDIZINIZ BOL GÖZÜNÜZ AYDINLIK OLSUN.

Rüya nedir sorusuna verebileceğim en güzel cevap; bilincin tamamlayıcısı duyguların tatmin aracı ruhumuzun özgürlüğüdür diyebilirim.

Rüyaları kendi içinde iki guruba ayırıyorum, bilinç altından beslenen rüyalar ve gündelik olaylardan beslenen rüyalar. Bugünkü üzerinde konuşacağımız rüya çeşidi gündelik rüyalar.

İnsanın bilinç yapısı gündelik hayatta bilinç altı, bilinç dışı ve bilinç denilen üç kısımdan oluşur. Şimdi bilinç altını bir tarafa bırakarak bilinç ve bilinç dışının rüyalar üzerindeki etkisini konuşacağız.

Bir manzaraya baktığımızı düşünelim geniş bir manzara, bu manzarada bir kaç figür dikkatinizi çekecek ve ona odaklanacaksınız odaklandığınız şey ya da olay ne ise o kısım sizin bilincinizde adeta işlenecek ve anlamlandırılacak. Zihnimizin otomatik yaptığı eylemler bu şekilde gelişir. Peki diğer algıladıklarınız ne oluyor? Onları o an düşünmüyor bilincimize getirmiyoruz ve dışarı süpürüyoruz. Onlarda bit pazarı misali günler hatta yıllar boyunca birikiyor ve bilinç dışını oluşturuyor.

Kısaca şunu diyebiliriz; iki çocuğunuz var ve efendi olanı çok seviyor önemsiyorsunuz diğerini ise öteliyor dışlıyorsunuz. İşte bilinçsel yaşantımızda ötelediğimiz şeyler bilinç dışını oluşturur. Sevgisiz ve değer verilmeyen bir evlat gibi her an isyana hazırdır bilinç dışımız. Şimdi ilginç bir tespitimi söyleyeceğim günlük yaşantımızda yaşadığımız olayların %90 ı bilinç dışına itilir ama bu itme ve öteleme çoğu zaman bilerek yapılmaz. Biz gündelik yaşamda yaşadığımız olayların sadece % 5-10 unun bilinç düzeyinde yaşarız.

Şimdi birkaç örnek verelim. Yolda gidiyorsun güzel kadınlar geçiyor etraftan ama sen çok dindarsın onlara bakmıyor sadece etrafına bakıyorsun ama kafanı çevirirken gözün onları algılıyor ama asla bilincine getirip düşünmüyorsun, seslerini duyuyor anlamak istemiyor öteliyorsun… Komşun ev alıyor senin evin yok kıskanıyorsun ama komşuna çok sevindiğini söylüyorsun kıskandığını kendine bile söylemiyor atıyorsun bilinç dışına… Bunun gibi onlarca örnek verilebilir. Özlüyorsun, arzuluyorsun, istiyorsun, kıskanıyorsun, seviyorsun, nefret ediyorsun… Ama ayıp, günah kendine bile söylemiyorsun. Atıyorsun çöplüğe, ama çöplük kokuyor çöplük taşıyor çöplük isyanda. Çok yıpratıyorsun onu. Ve kendini hatırlatmak istiyor adalet istiyor ve onun güçlü olduğu senin zayıf olduğun anda yani rüyada karşına çıkıyor ve diyor ki hayır sen yanlış yaptın o kadını beğendin, o ses seni tahrik etti, komşunu kıskandın, o adamın ölümüne üzülmedin, sen onu sevmiyorsun… Ben de buradayım beni ömür boyu öteleyemezsin diye tokat gibi, o anlam veremediğiniz rüyaları gösteriyor size. Ama şunu da söylemeliyim ki her rüyanın bir anlamı vardır ve her rüya bir yanımızı tamir eder.

Ne kadar çok rüya görüyorsak (dışsal uyarıcıların sebep olduğu rüyaları saymıyoruz. Mesala uyurken su sesi duyup rüyada şelale görmek gibi) aslında bir o kadar ötelediğimiz duygumuz var demektir.

Ve herkes rüya görür ve bazen gördüğü rüyadan bile utanır, kimden neyi saklıyoruz.

Zihin denilen henüz tam manasıyla nasıl çalıştığını anlayamadığımız yerin temizliği yapılmış oluyor.

Rüya denilen zihin süpürgeleri olmasaydı insanların çoğu (ya da hepsi) çok ileri yaşları görmeden çıldırırdı.

Gözünüz gördüğü ve görmediği, kulağınızın duyduğu duymadığı, ellerinizin dokunduğu her şey ama her şey 13.7 milyar yaşında…

Evet maddeyi atom dediğimiz maddenin yapı taşları oluşturur. Peki atomun kökeni nedir? Evet her şeyi oluşturan elementler big bang, nova, süpernova gibi yıkıcı görünen ama aslında her şeyi ve bizi var eden süreçlerde kayık çekmiş sihirbazlardır. Her bir atomun protonun elektronun milyar yıllık hikayesinde bir ilüzyon ile vücudumuzu oluşturan milyarlarca atomun ittifakıdır yaşam…

Ve yaşam süremiz içerisinde bu atomların enerjisini yine bu atomların anavatanı yıldızlardan (Güneş) almak zorundayız. Biz yıldızlara mecburuz. Ölüm ise bu enerjinin vücutta bitmesi ve atomlarımızın dağılması olayıdır.

Evrenin % 90 ını oluşturan hidrojen büyük patlamadan hemen sonra oluşmuş bebek evrenimizin oluşturabileceği bir proton ve bir elektronlu en basit atomdur. Büyük patlamadan hemen sonra hidrojene göre çok daha az bulunan ama biraz daha karışık olan 2 proton ve 2 nötrona sahip helyum oluştu.

Ama bu elementler yaşamı destekleyecek kadar gelişmiş elementler değildi. Yaşamı destekleyecek elementlerin çok daha büyük maceralara ihtiyacı vardı.

Bu ilk maddecikler kütle çekim etkisi ile birleşmeye başladı ve ilk yıldızlar evrende göz kırpmaya başladı. Bu ilkel yıldızların kalbinde hidrojen sıcaklık ve basıncın etkisi ile helyuma dönüştü ama bu yıldızlar helyumlarını yakma fırsatı bulamadan günümüzdeki süpernovalardan çok daha şiddetli olarak patladı hidrojen ve helyumdan daha ağır ve karmaşık elementler böylece oluşmuş oldu (hepsi değil).

Bu ilkel yıldızların küllerinden belki de yaşamın en büyük adımlarından birisi atılacaktı 2. Nesil yıldızlar….

2. Nesil yıldızların içinde sıcaklık 100 milyon dereceleri aşıyor bunun sonucunda da bir dizi kimyasal reaksiyon sonucu ilk karbon elementi oluşuyordu. Karbon oluştuktan sonra karbon atomuna (8 proton 8 nötron) bir helyum atom eklenerek oksijen atomu meydana geliyordu. Ve 2. Nesil yıldızlar süpernova olarak patlayıp kendini yok ederken bizlere çok fazla oksijen hediye ediyordu.

Neden yaşam var sorusunun en güzel cevaplarından birisidir; çünkü her şey öyle gelişti. Hikâyenin sonu şöyle gelişir yıldızlar küllerden doğar büyür patlar kül olur küllerden yeni yıldızlar yeni elementler…

Yaşamı destekleyen osidyum demir çinko kalsiyum ve diğerleri hepsi yıldızların kalbinde yapıldı bizler yıldızların parçalarıyız. Sevgilinin gözlerine bakarken de bir hayvan leşine bakarken de milyar yıllık bir madde serüvenine bakarız… Bu gece bir şey yapın bir yıldız seçin aldebaran sirüs regulus veya başka bir yıldız… yıldızınıza bakın uzun uzun kim bilir belki gelecekteki başka yaşam formlarına bir selam yollarsınız…

Şimdi düşünelim kim fazla yaşıyor

Sezar mı Fatih mi Yavuz mu İsa mı Musa mı Adem mi……. hepimiz de aynı yaştayız ve hepimizin hammaddesi aynı.