Yazar

İbrahim Güngör

Tarama

“Psikolojik Savaş ve Propaganda” adlı yazımızın bir ve ikinci bölümünden sonra üçüncü ve son bölümü ile bu konuyu bitiriyoruz. İlk iki bölümde ağırlıklı olarak psikolojik savaş, çeşitleri ve hedefleri üzerinde durmuştuk. Bu yazımızda ise ağırlıklı olarak propaganda konusunu açıklamaya çalışacağız.

Psikolojik savaşın saldırı ve savunma silahı propaganda, eğitim ve kışkırtmadır. Cephanesi ise söz, yazı, resim, broşür ve e- posta şeklindeki bilgidir. Bu savaş tarzının amacı, insanları ikna etmek ve onları değiştirmektir. Yöntemi ise beyin yıkamaktır.

Propaganda Nedir?

Oxford Sözlüğü, propaganda kelimesini, bir fikre veya harekete taraftar kazındırmak amacı ile düzenlenen programların bütünü olarak tarif etmektedir. Propaganda kelimesi, Latince propagare kökünden gelmektedir. Bu, yeni fidanlar elde etmek için toprağı ekmek anlamındadır. İlk olarak Roma Katolik Kilisesi tarafından sosyolojik manada kullanılmış ve fikirlerin yayılması deyiminde ifadesini bulmuştur.

Propaganda, bir topluluğun düşüncelerini, duygularını, davranışlarını, tavır ve hareketlerini etki altında tutmak ve onları değiştirmek amacıyla yayınlanan bilgi, belge, doktrin ve görüşlerdir. Propagandanın amacı, propagandayı yapana doğrudan veya dolaylı fayda sağlamasıdır. Bununla birlikte propaganda ile hasım grubunu ekonomik ve politik yalnızlığa itmek amaçlanır. Bir savaşta nihai zafer, düşmanın yenilgiyi kabulüne bağlıdır. Yenilgiyi kabul etmeyen düşman, ileride tekrar sorun oluşturacaktır. Düşmanın moral gücü olan maneviyatının çökmesi ancak psikolojik savaş yöntemi olan propaganda ile mümkündür.

Propagandanın esasını, insanın psikolojik yapısının incelenerek hassasiyetlerinin tespiti oluşturur. İhtiyaçlar manzumesi olan insanoğlu maddi ve manevi ihtiyaçlarla şekillenir. Kişilik ve davranış geliştirir. O halde ilk ve en önemli husus insan ihtiyaçlarını, diğer bir deyişle kişisel hassasiyetleri tespit etmektir. İhtiyaçları belirleyen çevre, insanın sosyal bir varlık olması yönüyle önem kazanır. Fiziksel, sosyal ve psikolojik çevre, bir taraftan insan ihtiyaçlarını belirlerken, diğer taraftan onu etki altında bulundurur. Bu arada suni tarzda oluşturulan algılama hataları ile bireyler fikir ve ideolojilerin savunucuları haline getirilirler.

Propaganda Analizi Propaganda analizi sistematik bir biçimde yapılır. Yani kaynak, araç, içerik, toplum ve etki analizleri ile yapılır.

  1. Kaynak Analizi: Propagandayı yayınlayan kaynak hakkında yapılan ayrıntılı incelemeyi ifade etmektedir. Kaynağın analizinde, karşı taraf veya tarafların propaganda teşkilatları ile teşkilat içindeki kişiler ve bunların durumları incelenir.
  2. Araç Analizi: Propagandada kullanılan kitle iletişim araçlarının analizini ifade etmektedir. Propagandada kullanılan aracın neden seçildiğini, karşı tarafın yayın araçlarının neler olduğunun tespiti konularını araştırır.
  3. İçerik Analizi: Kaynağın gücü ve hedeflerini belirtmek için propaganda beyanatlarının analizini ve değerlendirilmesini kapsar. Propagandanın sunduğu mesajları değerlendirmek, onu bu harekete sevk eden sebep ve şartları incelemek, kullanılan tekniği ve elde edilmek istenen amacı meydana çıkarmak için yapılan bu analizde hem yapılacak karşı propaganda için esaslar elde edilmiş, hem de karşı tarafın bizim hakkımızda bildiklerine dair geniş bir malumat sağlanmış olur.
  4. Toplum Analizi: Propagandanın hitap ettiği grup veya sınıfın ortaya çıkarılmasıdır.
  5. Etki Analizi: Karşı tarafın ne sonuç beklediği ve neler elde ettiği incelenerek, propaganda mekanizmasının bizim hakkımızda elde edebilmiş olduğu bilginin derecesi, hedef olan dinleyicilerle irtibat ve temasın derecesi, çalışma sistemi ile yeterliliği, kişilerin ehliyet derecesi ile bizim çalışmalarımıza kaynaklık edecek, yol gösterecek esaslar ortaya çıkarılır. Bu analiz bir taraftan karşı tarafı tanıtırken, diğer taraftan da kendi eksikliklerimizi meydana çıkararak sonraki faaliyetlerimizin daha etkili bir şekilde yürütülmesine yardım edebilecek bilgiler verir.

Propagandanın cephanesi söz ve kelimelerdir demiştik. Burada hazırlamamız gereken Goethe’nin çok güzel sözü vardır. Goethe, “En güçlü silah, zamanı gelmiş fikirdir” der. Propaganda yönetimi demek gelişigüzel sarf edilen sözler değildir. Üzerinde çok uzun düşünülmüş, zamanı ve zemini iyi hesaplanmış, şekil ve ölçüsü doğru belirlenmiş ve hedef kitlesi tayin edilmiş bir faaliyettir. Bu nedenle sosyal bilimler vasıtasıyla veriler elde etmek gerekir.

Propaganda Türleri: Propagandanın bazı türleri vardır. Her türün belirli bir yöntemi ve tekniği bulunmaktadır. Bunlar;

  1. Beyaz Propaganda: Açık bir biçimde yapılan bir propagandadır. Kaynağı bellidir, kendisini tanıtmak ister. Beyaz propaganda açık ve şeffaftır, burada doğruluğa önem verilir. Yalan kullanılırsa geri teper, güveni sarsar. O nedenle gerçekler üzerine kurulması çok önemlidir. En büyük kazanımı, karşı tarafın fikirlerini çürütür, taraftarlarını azaltır. Doğru, açık ve şeffaf propaganda kitlelerde güven uyandırır. Beyaz propagandanın zayıf tarafı yayılma menzilinin sınırlı olmasıdır. Serbestçe dolaşamaz, karşı taraf hemen karşı propaganda imkânlarını hemen devreye sokarsa bu durum tehdit ve bozulmayla sonuçlanabilir. Yapılan propaganda hakkında toplumda şüphe uyanıyorsa silah geri tepmiş olur, böylece güven azalır. Beyaz propagandanın malzemesi haberlerdir. Hasım tarafın hatalarını, su-i istimallerini malzeme olarak kullanır. Bu malzemenin ne zaman, ne şekilde, nasıl ve hangi ölçüde kullanılacağı planlanmalıdır. Burada süreklilik önemlidir, sürekli aynı türde haberler yapılması mümkün olduğunda etkinin artacağı da görülecektir.
  2. Gri Propaganda: Psikolojik savaşın önemli propaganda unsurlarından birisi olan gri propaganda bulanık bir propagandadır. Burada kaynak belli değildir, doğruluğu kanıtlanamaz. Yalan veya iftira olduğun da kesin değildir. Gri propagandanın ana malzemesi “rivayetler” dir. Çalışma tarzı beyaz propaganda gibi sınırlı değildir. Güçlü yönü, muhatap tarafından iyi kabul görmesidir. İnsan üzerinde propaganda hissi doğurmaz. Propagandayı çıkaranlar belirsiz olduğu için, gri propagandada en heyecanlı konular kullanılabilir. Burada önemli olan doğru bir olaya on tane yalan sokulup muhatabı küçük ve gülünç duruma düşürmek amaçlanır. Senaryo iyi yazılmışsa rivayetler dilden dile dolaşır. Batı dünyasının Sovyet Rusya ile ilgili çıkardığı hikâyeler ve fıkralar önemli bir etki yapmıştır. Bizde de bu tür propaganda çalışmaları yapılmıştır, yapılmaktadır. Devleti gülünç ve küçük duruma düşürücü haber ve fıkralar bu kapsamda değerlendirilebilir.
  3. Kara Propaganda: Bu propaganda türünde kaynak bellidir ama sanki başka kaynaktan çıkıyormuş gibi gösterilir. Kara propaganda yönteminde hile, entrika, yalan, iftira, fitne, sinsilik ve sahte delil serbesttir. Gizlilik esastır, gerçekleri değiştirmeyi, inançları sarsmayı ve kamu düzenini bozmayı, karıştırmayı amaçlar. Kaynağı anlaşıldığı zaman etkisi olmaz, geri teper. Düşmanlık duygularının artmasına neden olur. Bunun için iç düşmana karşı kullanılmaz. Kara propagandanın malzemesi yalan, iftira, her türlü sahte delil vs.dir. Var olmayan her şeyi varmış gibi gösterir. Kara propagandada nifak sokup ortalığı karıştırmak için çok kullanılan bir yöntemdir. Kara propagandada kaynak kesinlikle gizlidir. Her ne sebeple olursa olsun kaynak ortaya çıktığında her türlü sorumluluk reddedilecek şekilde önceden hazırlıklı olunur. Kaynak gizli kaldıkça yalanlar, rivayetler, şayialar, dedikodular verimli sonuçlar verir. Kara propagandada amaç, muhatap insanları ruhsal çöküntüye götürmektir. Bu yöntemi uygulayanlar hiçbir ahlaki ve vicdani sorumluluk duygusu tanımazlar. Akla gelebilecek her şeyi hedef olarak ele alırlar. İstenen çıkara hizmet eden her şey kara propagandada malzeme olarak kullanılabilir.
  4. Silahlı Propaganda: Terör örgütlerinin (PKK) kullandığı bir yöntemdir. Kendilerinin var olduklarını, etkili olduklarını kanıtlamak için kullanırlar. Medyanın zaafından yararlanırlar, medya ne kadar çok gündeme getirirse kitleler üzerinde o kadar etkili olurlar. Etnik kökenli terör eylemleri de kendi kimliklerini göstermek, tükenmediklerini kanıtlamak için şiddeti yöntem olarak seçerler. Bu nedenle bu modelin seçimi sık rastlanan bir olgudur. Kendi etnik gruplarını silahlı propagandaya ikna etmek için verilmediği düşünülen kültürel hakları malzeme olarak kullanırlar. Bu hak mağduriyeti propagandası sürekli yapılarak, silahlanmanın tek çıkar yol olduğu konusunda toplulukları ikna etmeye çalışırlar. Silahlı propaganda ile halkı ve devlet otoritesini bıktırmak amaçlanır. Bu genellikle, mutsuz, eğitimsiz, hak arama yöntemi olarak şiddeti kültürel bir inanç sistemi olarak benimsemiş alt kültür gruplarının tarzıdır. Bitmediklerini göstermek için uçak kaçırma, bombalama yapma, köy basma, yol kesme gibi eylemler yaparlar.
  5. Karma Propaganda: Bazı çıkar grupları birbiriyle örtüştüğünde silahlı, açık, bulanık ve gizli propagandalar beraber kullanılabilir. Propagandaya maruz kalacak muhatabın durumu ve tutumu göz önüne alınarak ve ileri teknoloji kullanılarak planlanmış propaganda örneklerine günümüzde sıkça rastlanmaktadır.

Sürekli bir biçimde psikolojik savaş ve propaganda altında tutulan devletimiz ve milletimiz ancak konu hakkında bilgi sahibi olursa kendini koruyacak tedbirleri alabilir. Bu nedenle her türlü yayının amacının ve içeriğinin iyi anlaşılması, çözümlenmesi gerekmektedir. Türk milleti her zamankinden daha uyanık ve bilinçli olmak zorundadır. Bu noktada yararlı olmayı ümit eder, saygı ve sevgilerimi sunarım.

Kaynakça

  1. Çeşme, Ahmet (2005). Psikolojik Harekat ve PKK (Kansız Mücadelenin Kanlı Yüzü). IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul.
  2. Tarhan, Nevzat. (2002). Psikolojik Savaş (Gri Propaganda). (ikinci baskı). Timaş Yayınları, İstanbul.

“Psikolojik Savaş ve Propaganda 1” adlı yazımızda genel olarak psikolojik savaşın tanımı, stratejik taktik amaçları üzerinde durmuştuk. Bu yazımızda ise psikolojik savaşın taktik hedefleri ve propaganda üzerinde duracağız. Bu bölümün hazırlanmasında ağırlıklı olarak Prof. Dr. Nevzat TARHAN’IN Psikolojik Savaş (Gri Propaganda) adlı kitabından yararlanılmıştır.

Psikolojik savaş literatürde ilk defa 1951 yılında yer almasına rağmen tarihi oldukça eskidir. Çin’in Türkleri psikolojik savaş yöntemleri kullanarak tehdit olmaktan çıkardıkları bilinmektedir. Çin bu yöntemle birçok Türk boyunu kendi bünyesinde erittiği gibi rakip Türk devletlerinde karışıklıklar çıkararak zayıf düşmelerini sağlamıştır. Savaş sanatı isimli kitabında günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce Sun-Tzu Türk devletlerinin parçalanması sürecindeki psikolojik savaş yöntemlerini şöyle açıklamış;

  1. Hasım ülkelerde iyi olan şeyleri gözden düşürünüz.
  2. Hasım ülkelerin hakanlarının başarılarını küçük göstererek şöhretlerine gölge düşürünüz ve zamanı geldiğinde de kendi halkının onları hor görmesini sağlayınız.
  3. Adi ve aşağılık kişilerin işbirliğinden yararlanınız.
  4. Düşman halkın kendi aralarında olan uyuşmazlık ve kavgalarını yayınız.
  5. Hasmınızın geleneklerini gülünç hale getiriniz.

Tanıdık geliyor değil mi? 2500 yıldır değişen pek bir şey yok gibi. Yani birisi çıkıp da TÖREM dediği zaman gizli servislerin kukla kalemşorları renkli gazetelerinin siyah-beyaz köşelerinde bu duruma gülüyorlar. İyi olan şeyleri küçük düşürmeye çalışıyorlar. Hatta vatan sevgisini gereksiz bir değer gibi göstermeye çalışarak asimilasyon sürecini kısaltmanın yollarını arıyorlar. Konuyu bir düzen içinde ele alacak olursak psikolojik savaşın taktik hedeflerini şu şekilde açıklayabiliriz.

Psikolojik Savaşın Taktik Hedefleri

  1. Toplumda İtaat Duygusunu Artırmak: İlk bakışta istenilen bir durum gibi görünmekle birlikte burada yapılan, psikolojik savaşı millete, halka yönelterek toplumda itaat duygusunu artırma, korku duygusunu uyandırarak tepkileri önleme çalışmasıdır. Barış şartlarında düşman hedeflerine yöneltilen psikolojik savaşa “soğuk savaş” denir. Amerika ve Sovyetler Birliği arasında yaşanan soğuk savaşın bir sonucu olarak Rus toplumu, Batı değerlerine karşı sempati duymaya başladı, kendine güveni azaldı. Bazı kötü olaylar ise abartılmak suretiyle kamuoyunun sisteme bağlılığı azaltıldı. Sovyetlerdeki bu durumu değişik derecelerde de olsa kendi ülkemizde görmek mümkündür. Bununla ilgili en çok bilinen söz ise sanırım “bizden adam olmaz” sözüdür. Bu söz psikolojik savaşın etkisine bir örnektir. Böyle etkilerin görülmesi için kitle iletişim araçları ve sinema vs. gibi kültürel ürünler vasıtasıyla yapılan propagandanın önemi büyüktür.

    Özgür Irak!!!
    Özgür Irak!!!
  2. Uluslararası Kamuoyunu Yanıltmak: Uluslararası kamuoyuna yönelik bir psikolojik savaş örneğidir. Hedef olarak seçilen ülke, ekonomik ve politik olarak yalnızlığa itilir. Yunanistan Türkiye’ye karşı yapmaktadır. ABD ise İran’a ve Sudan’a yapmaktadır. Yine ABD Saddam döneminde Irak’a da aynı psikolojik savaşı uygulamıştır.
  3. Halkla Yönetimin Arasını Açmak: Halkla yönetimin arasını açarak güvensizlik oluşturmak ve sonuçta istikrarsızlık ve çatışma ortamı yaratmak hedeflenir. Saddam döneminde Irak’ta bu denenmiştir. ABD 2008 başkan adaylarından biri İran konusunda savaş yerine iç karışıklıklar çıkartılmasını istemektedir. İç karışıklıklar ise yine psikolojik savaş ile sağlanabilir.
  4. Savaş Zamanı Komutanları Yanıltmak: Burada amaç savaşta komuta kademesinin yanlış kararlar vermesini sağlamaktır. Yanlış bilgilendirilmiş komuta kademesi doğal olarak yanlış kararlar verecektir. Bu da savaşta hayati bir öneme sahiptir. Körfez savaşında Irak, Kuveyt’i denizden işgal etmesi gerektiğine inandırıldı. Iraklı komutanlar bu nedenle 125000 askeri denize bağladılar. Bu durum CNN haberleri ile sağlandı. Dezenformasyon önemli bir araçtır, çok miktarda ve yönlendirilmiş bilgi insanların algılayışlarını ve düşüncelerini değiştirir. O nedenle güvenilir bilgi kaynaklarına ihtiyaç vardır, bu da ancak kendi kanallarınız ile mümkündür.

    Özgür Irak!!!
    Özgür Irak!!!
  5. Kültür Değişimini Sağlamak: Psikolojik savaşın bu türünü bu gün bütün dünyada görmek mümkündür. Birçok kültür güç kaybetmekte ve yok olmak üzereyken Amerikan (Anglo-Sakson) kültürü dünyada egemen kültür olma yolunda ilerlemektedir. Hollywood yapımı filmler, blucin, kola ve ayaküstü beslenme (fast food) alışkanlıkları ile insanların yüzyıllara dayanan kültürel dokuları, yaşam biçimleri ve damak zevkleri değiştirilmeye çalışılıyor. Fransa ve İtalya bu durumun farkında olduğu için İngilizceyi günlük yaşamda kullanmamaktadırlar, bu sayede kendi mutfak, sanat ve dillerini bu şekilde korumaktadırlar.

    Kendilerine güveni az, eksiklik duygusu içerisinde yaşayan toplumlar, propaganda edilen kültürü kabul etmek için para harcamaya başlarlar. Zorlayarak değil, sempatik şekilde uygulanan bu yöntem yavaş yavaş sonuç verir. Bu konuda Türkiye de hedef ülkelerin başında gelmektedir. 1980’li yıllarda Kültür Bakanı Gökhan Maraş meclise, ABD filmlerinin kısıtlanması ve Türk filmlerinin teşvik edilmesi için bir yasa teklifi verdi. Bunun üzerine ABD başkanı (G. Bush) bizzat telefonla Turgut Özal’ı arayarak yasa teklifinin meclisten geri çekilmesini sağlamıştır. Bu durum, bu işin ne kadar ciddi olduğunu ve ciddiyetle uygulandığını göstermesi açısından çok çarpıcıdır.

Özgür Irak!!!
Özgür Irak!!!

Gelinen bu noktada çok miktarda ABD filmi izleyen çocukların ve gençlerin kendi kültürlerine yabancılaşması, Amerikan hayranlığı duyması kaçınılmaz bir durumdur. Vietnam savaşını işleyen Hollywood filmleri ve her çeşit Amerikan filmi sayesinde Amerikan ordusunun yenilmez olduğu fikri insanların bilinçaltına yerleştirilmektedir. Oysa biliyoruz ki Amerikan ordusu Vietnam’da yenilmiştir. Aslında Irak’ta da durumu pek iç açıcı değildir.

Büyük Ortadoğu Projesi ile son yıllarda dünya gündeminde olan bölgemizde psikolojik savaş bütün yoğunluğu ile devam etmektedir. Bu nedenle Türk gençleri her zamankinden daha bilgili ve bilinçli olmak zorundadır. Onlarda böyle bir bilincin kendiliğinden gelişmesini bekleyemeyiz, bu bilinci millet olarak bizler ve devletimiz gençlerimize kazandırmalıdır. Son zamanlarda yerli yapım dizilerin sayısında artış olduğu görülmektedir, bu sevindiricidir ancak bu dizilerdeki düzey tartışma konusudur. Neredeyse bütün yarışma ve televizyon dizilerinin biçimi yurt dışından alınmaktadır. Yurt dışında yayınlanan dizi ve yarışmaların adeta bir kopyası durumundadırlar. Oysa gençlere kültürümüzü aktarmak istiyorsak, bu dizi ve yarışmalarda kendi kültürel özelliklerimize vurgu yapmalıyız. Özellikle Türk Edebiyatının seçkin örnekleri sinema filmi ya da dizi filmler yoluyla gençlerimizle buluşturulmalıdır. Ancak kendi kültürümüzü yaşarsak kimlik sorunu yaşamayız, aksi durumda büyük Türk milleti olamayacağımız kesindir.

11 Eylül saldırısı Dünya genelinde yürütülen korku politikasının başlangıcını oluşturmuştur.
11 Eylül saldırısı Dünya genelinde yürütülen korku politikasının başlangıcını oluşturmuştur.

Kaynakça

  1. Özdağ, Muzaffer. (2003). Örtülü İstila ve Psikolojik Savaş (Toplu Eserler 3). (Derleyen Çetin Güney). Avrasya Bir Vakfı Yayınları, Ankara.
  2. Tarhan, Nevzat. (2002). Psikolojik Savaş (Gri Propaganda). (ikinci baskı). Timaş Yayınları, İstanbul.

Günümüz dünyasının özelliklerinden biri de iletişimdeki gelişimdir. Burada öne çıkan özellikler ise iletişimin kolaylaşması, hızının artması ve maliyetinin düşmesidir. Ancak bu özellikler her ne kadar insanların lehine gibi görünse de bu gelişim aynı zamanda büyük riskler taşımaktadır. Risk iletişim alanındaki gelişim değil daha çok ve özellikle kitle iletişim araçlarının kontrolü ve bu araçların nasıl kullanıldığı noktasındadır. Çünkü günümüzde kitle iletişim araçları kamuoyu oluşturmadan tutun da insanların tüketim alışkanlıklarını hatta zevklerini bile biçimlendirecek bir araç olarak kullanılmaktadır. Örneğin internet hem bir bilgi kaynağı hem de bilgi kirliliğinin yoğun yaşandığı yer durumundadır. Günümüz insanı doğru bilgiye ulaşma konusunda güçlükler yaşamaya başlamıştır ve bu durum zaman ilerledikçe daha kötü olacak gibi görünmektedir.

İletişim kanallarının belirli bir amaç için kullanımı psikolojik savaş olarak adlandırılabilir. Bu anlamda psikolojik savaşın ne olduğunun bilinmesi iletişimin gücünü daha iyi anlamamız açısından önem arz etmektedir.

Psikolojik Savaş hakkında birçok kaynak olmakla birlikte tümüne yer vermemiz mümkün değildir. Ancak kısaca önemli noktalara değinerek bir fikir oluşturmaya çalışacağım. Psikolojik savaş, karşı ülke halkının ve askeri güçlerinin direnme gücünü zayıflatmak, moralini bozmak birlik ve bütünlüğünü yıpratmak amacıyla yürütülen propaganda çabaları. Karşı tarafın iç sorunlarının abartması, askeri başarısızlıklarının vurgulanması, acılarının sergilenmesi, kültürel nüfuzla gençlerinin etkilenmesi gibi yöntemler kullanılmaktadır. En önemli araç, propaganda ve sansürdür.

Görüldüğü üzere propaganda ve sansür psikolojik savaşın en etkili araçlarıdır. Propaganda tarifine geçmeden önce psikolojik harekât kavramına değinmekte yarar vardır. Psikolojik harekât, savaş ve barış zamanında, politik ve askeri hedeflere ulaşmak için, dost, düşman ve tarafsız çevrelerde, uygun tutum ve davranış ortamı yaratmak amacıyla planlanan ve uygulanan, siyasal, ekonomik ideolojik ve askeri faaliyetleri kapsayacak şekilde planlanan ve uygulanan her türlü psikolojik etkili faaliyetlerdir. Psikolojik savaşı düşmana karşı bir kitlesel hipnoz faaliyeti olarak görmek mümkündür. Saldırgan emelleri taşıyan düşman, kurbanına karşı yönettiği psikolojik savaşta onu uyutma, aldatma, uyanıp tedbir ve tepkiye yönelmesini önleyecek uyuşturma, zehirleme gayretlerini sürdürür. Düşmanın psikolojik savaşla almak istediği ilk sonuç kurban seçilen ülke halkının, aydınlarının, yöneticilerinin salim, serinkanlı muhakeme yeteneğini, itidalini bozmak mümkün olan en büyük boyutlar içinde bu insanları kızgın, kırgın, karamsar, ümitsiz, memnuniyetsiz, kendi değer ve sistemlerine karşı inançsız ve güvensiz hale getirmektir. Kendi devletine, milletine, topluma karşı körü körüne bir yıkıcı tavra, açık düşmanlığa veya umursamazlığa dönüştürür. Bu safhada saldırının hedefi milletin yönetici kadroları, kendi halkı, kendi toplumu, kendi teşkilatı üzerinde fikri, ruhsal, manevi yönden etkili bir rehberlik ve deneticilikten yoksundur.

İnsanlık tarihinde üç dönem vardır. Bunlar kölelik dönemi, işçilik dönemi ve bugün yaşanan özgürlük dönemidir. Özgürlük döneminde güç odakları, denetimi ellerinde tutabilmek için baskı, tehdit ve korkutma yöntemleri yerine daha çok propagandayı kullanmaya başladılar. Günümüzde hâkimiyet, silah ve kol gücünden çıkarak bilgi ve teknolojinin eline geçti. Bilgi ve teknolojiye sahip olup onu en iyi kullananlar hükmetmeyi başaracaklardır.

Psikolojik Savaşın Stratejik Amaçları

Bilginin en büyük güç olarak kullanılacağı geleceğin savaşlarında, psikolojik savaşların amaçları daha büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle psikolojik savaşın stratejik amaçlarını kavramanın çok önemli olduğunu bilmeliyiz.

  1. Düşmanın siyasi, ekonomik, sosyal ve moral bakımından zayıflığı istismar edilerek onun savaş gücünü zayıflatmak.
  2. Kurtarılan bölgeleri teşkilatlandırıp kontrolü kolaylaştırmak,
  3. Düşmanın yenilgisini sağlamak için düşünce, heyecan, eğilim ve davranışlar üzerine ısrarlı etkiler yaparak; direniş ve savaş azmini kırmak, morali bozarak manevi çöküntüye uğratmak ve korku duygusunu uyandırarak cesaretlerini kırmak.

Psikolojik Savaşın Taktik Hedefleri

  1. Toplumda itaat duygusunu artırmak,
  2. Uluslar arası kamuoyunu yanıltmak,
  3. Halkla yönetim arasını açmak,
  4. Komutanları yanıltmak,
  5. Kültür değişimini sağlamak,

Psikolojik savaş ve propaganda konusundaki ikinci yazımızda psikolojik savaşın taktik hedefleri konusunu ve propaganda konusunu açıklamaya devam edeceğiz. Özellikle kavramlar hakkında doğru bilgi sahibi olunduğunda yapılması gerekenler daha net olarak görülebilecektir. Ancak şimdilik şu kadarını söyleyelim, Türk milleti milli ülkü etrafında kenetlendiğinde onu hiçbir güç engelleyemez. Çünkü inanmış bir insanı ve inanmış insanlar topluluğunu hiçbir güç engelleyemez. Türk milleti inandığı zaman neler yapabildiğini tarih boyunca göstermiştir, yine gösterir. Sevgilerimle…

Not: Özellikle psikolojik savaşın ve propagandanın ülkeler üzerindeki etkilerini görmek isteyen okurlarımız, Sayın Banu AVAR’ın TRT 1’de gösterilen “Sınırlar Arasında” programını mutlaka izlemelidir. Bu programda, bizim teorik olarak anlatmaya çalıştığımız konuların pratikteki uygulanışı gösterilmektedir.

Kaynakça:

  1. Tarhan, Nevzat. (2002). Psikolojik Savaş (Gri Propaganda). (ikinci baskı). Timaş Yayınları, İstanbul.

Bu yıl da sınav döneminin sonuna yaklaşmaktayız. Ancak süreç orada bitmiyor. Sınav sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte hem TEOG için hem de LYS için tercih dönemi başlayacak. TEOG’da öğrenciler kendi gelecekleri açısından en iyi ortaöğretim kurumuna girmek için tercihte bulunacaklar ancak, bu doğrudan bir meslek tercihi anlamına gelmemektedir. LYS’de ise tercihler üniversite ve ilgili program tercihi gibi görünse de aslında bir meslek seçimi (tercihi) yapılmaktadır. TEOG bir doğrudan bir meslek seçimi olmadığı için bu konuyu bir kenara bırakarak, LYS sonrası meslek tercihleri ile ilgili bilgiler verilmeye çalışılacaktır.

LYS sonrası meslek tercihlerinde birçok etken rol oynamaktadır. Genelde gençler olayı basite indirgeyerek üniversite, üniversitenin bulunduğu şehir, mesleğin kazancı gibi konularla sınırlı olduğunu düşünseler de aslında konu karmaşık ve üzerinde çeşitli kuramların geliştirildiği bir konudur. Tabi ki amacımız burada meslek seçimi kuramları hakkında bilgi vermek değil ancak konu ile ilgili bilgi edinmek isteyenler Prof. Dr. Yıldız Kuzgun’un ÖSYM yayınlarından Rehberlik ve Psikolojik Danışma kitabından yararlanabilirler. Gençler LYS sonrasında tercih yaparlarken bazıları öncelikle bulundukları şehirden uzaklaşarak ve çoğunlukla büyük şehirlerde okumayı arzulamaktadırlar. Bu isteğin temelinde bağımsız olma, kendi ayakları üzerinde durma isteği vb. diğer istekler bulunabilir. Ancak bu gençler üniversite ve program tercihinde etkenlerin bir kısmını göz ardı ederek tercih yapıyorlar anlamına gelir. Bu ise sağlıklı bir tercih olmaz. En doğru tercih en fazla etkeni dikkate alan ve o etkenlerle ilgili olarak bilgi sahibi olunduğunda yapılan tercihtir.

Peki, gençler meslek seçme işini ortaöğretimin son yılında bir zorunluluk olarak mı yapmaktadırlar? Eğitim sisteminin gereği olarak evet ama gelişim süreci açısından bakıldığında hayır. Hayır, çünkü aslında meslek seçimi bir gelişim sürecini ifade eder. Yeşilyaprak’a (2000) göre mesleki gelişim süreci, çocuklukta bir eslek fikrinin oluşmaya başlamasından itibaren, yetişkinlikte bir meslek sahibi oluncaya kadar geçen gelişim evrelerini kapsar. Artık günümüzde, bireyin bir meslek seçmesinin bir anda verilen bir karar olmadığı, mesleki gelişim süreci içinde biçimlenip ortaya çıktığı kabul edilen bir anlayıştır.

Mesleki gelişim süreci çocukluktan yetişkinliğe kadar geçen sürede değişik aşamalardan geçmektedir. Birey bir meslek seçimi yapıncaya kadar, hem kendi gelişiminin getirdiği değişik durumların hem de içinde yaşadığı aile ve toplumun etkileri altında kalmıştır, bir etkileşim yaşamıştır. Bu etkilenmeyle oluşan mesleki gelişim süreci 5 aşamada yaşanır (Yeşilyaprak, 2000)..

  1. Uyanış ve Farkında Olma: Bu dönem çocukta meslek bilincinin oluşmaya başladığı dönemdir. Okul öncesi dönemden başlayarak ilköğretim 1. kademeyi kapsar (5-12 yaş arası). Çocuk bu dönemde, çevresindeki insanların farklı uğraşları olduğunu, çeşitli mesleklerin varlığını görmeye ve anlamaya başlar. İlköğretim 1. kademenin son yılına doğru çocuk, kendisi ve diğer insanlar arasında ilgiler, yetenekler, amaçlar ve motivasyon yönünden farklılıkların ve benzerliklerin farkına varmaya başlar.
  2. Meslekleri Keşfetme ve Araştırma: Bu dönem ilköğretim ikinci kademe yıllarını kapsar (12-15 yaş arası). Çocuk bu dönemde kişilerin ve mesleklerin ortak olan yönlerini ve farklı nitelikleri üzerinde daha çok bilgi sahibi olmaya, yeni yönleri keşfetmeye ve anlamaya başlar.
  3. Karar Verme: Gencin lise yıllarını kapsayan bu dönemde artık kendisi ve meslekler hakkında oluşturduğu algılara dayanarak, bilgileri değerlendirerek eşleştirmeye, birbirine uydurmaya ve geleceğe ilişkin idealler oluşturmaya başlar. Bu ideal ve düşünceler başlangıçta geçici olabilir ancak giderek daha açık ve temel bir plan yapmaya başlar ve genç mesleki kararını oluşturur.
  4. Hazırlık: 18-23 yaşları arasını kapsayan bu dönemde birey, seçtiği alan, okul veya yaptığı etkinliklerle mesleğe hazırlanmaya başlar. Meslekle ilgili beceriler geliştirmeye, bilgi birikimi oluşturmaya ve o alanda mesleki tutumlar geliştirerek mesleği icra etmeye hazır hale gelir.
  5. İşe Yerleşme: Bireyin iş dünyasında yerini alarak çalışmaya başladığı dönemdir. Bu dönemde birey, kazandığı bilgi ve becerileri uygulama alanına koyar. Mesleği icra ederken bir yandan da mesleki gelişimi sürdürür.

Kuşkusuz bu süreci açıklayan, farklı şekilde ele alan görüşler de vardır. Mesleki gelişim sonucunda meslek seçimi görünen görünmeyen, bilinçli bilinçsiz birtakım etkenlerin etkisi ile yapılır. Peki, sağlıklı meslek tercihi nasıl yapılır?

SAĞLIKLI MESLEK SEÇİMİ

    Sağlıklı meslek seçimi demek, bireyin kendisi için önemli olan faktörleri dikkate alarak, göz önünde tutarak meslek seçimi yapması demektir. Meslek seçimini etkileyen önemli faktörleri şöyle sıralayabiliriz.

  1. Yetenek: Sağlıklı bir meslek seçimini belirleyen etmenlerden biri olan yetenek, belli bir alandaki öğrenme gücü olarak ifade edilebilir. Bireyler arasında yetenek farklılığı olduğu gibi bireyin sahip olduğu yetenek düzeyleri arasında da önemli farklar vardır. Meslekler genel zekâ, sayısal, sözel, soyut, mekanik ve görsel algılama (uzay ilişkileri) yetenekleri açısından üst, orta ve alt düzeyde farklılık gösterirler. Önemli olan, bireyin bu farklı yeteneklerden hangisinde üst, orta ve alt düzeyde olduğunun farkına varması; bir başka deyişle kendini tanımasıdır. Ancak bireyin sadece sahip olduğu yetenekleri tanıması, sağlıklı bir seçim için yeterli değildir. Yönelmeyi düşündüğü mesleklerin de ne tür ve ne düzeyde yetenek gerektirdiğini bilmesi ve kendi yetenekleri ile mesleğin gerektirdiği yetenekleri uzlaştırabilmesi gerekir (Kızıltan, 2005).
  2. İlgi: Meslek seçiminde ilgilerin de göz önünde bulundurulması önemlidir. İlgi, bir kimsenin özel bir çaba harcamadan hatta kısıtlayıcı koşullar altında dahi, dikkat ettiği, gözlemlediği ve zevk alarak yaptığı faaliyetlerdir. Ekonomik kazanç ve ihtiyaçların meslek yoluyla karşılanması kadar ilgiler de mesleki doyumda rol oynar (Kuzgun, 1988).
  3. Cinsiyet,
  4. Akademik özgeçmiş (akademik başarı ya da başarısızlık),
  5. Sosyo-ekonomik durum,
  6. Psikolojik ihtiyaçlar,
  7. Tutumlar,
  8. Değerler,
  9. Kişilik özellikleri gibi…

Meslek seçimi; şansa bağlı, anlık bir olgu değil, yukarıda aşamaları açıklandığı gibi bir süreçtir. Seçimin sağlıklı olması; bireyin kendini ve meslekleri objektif olarak tanıyabilmesine, bilgi toplamasına, karar verme becerilerini geliştirebilmesine, kararları için plan yapabilmesine ve uygulayabilmesine bağlıdır. Ancak Türk gençliği için bu seçim sanıldığından daha da zor olmaktadır. Sevgilerimle…

Kaynakça:

  1. Kızıltan, Gonca; http://www.egitim.com/aile/0651/0651.4/0651.4.ayinkonusu.goncakiziltan.p01.asp 06.11.2005
  2. Kuzgun, Yıldız; Rehberlik ve Psikolojik Danışma. ÖSYM Eğitim Yayınları. Ankara, 1988.
  3. Yeşilyaprak, Binnur; Eğitimde Rehberlik Hizmetleri. Nobel Yayın Dağıtım. Ankara, 2000.

    Her ülke şu ya da bu yönü ile diğer ülkelerin tehdidi altındadır. Ülkelerin durumuna göre bu tehditler açık ya da gizli olabilir. Yani eğer güçlü bir ülke iseniz tehditler daha gizli ve ilişkiler dostane yürütülür. Fakat eğer zayıf bir ülke iseniz tehditler daha açık ve diğer ülkelerle ilişkileriniz daha çok taviz vermek üzerine kurulur. Bu nedenle her ülke güçlü bir pozisyonda bulunmak için stratejiler benimser, taktikler geliştirir. Bunları gerçekleştirmek için de politikalar yürütür.

    Tehditler denince genellikle ülkelerin birbirinden toprak istemesi akla gelir. Ancak gerçekte toprak istemek en son aşamadır. Tehditler duyarlı konulara yöneltilmiş olacağı için duyarlılık araştırması ile tehdit belirlemesi beraber düşünülmelidir.

    Duyarlılık kendi düzeyindeki tehdidin ilk kaynağını oluşturur ve genellikle geçerli bir yetersizliğin sonucu olarak belirir. Duyarlılığa yönelik tehdit ise tehdit için kullanılacak olan vasıtalar ve tehdit edilen hedeflerle açıklık kazanır. Nelerin tehdit altında olduğu (tehdit hedefleri) ve tehdidin etkili olabilmesi için nelerden, hangi vasıtalardan (tehdit vasıtaları) yararlanılacağı bilinmelidir. Tehdidin vasıtaları ve hedefleri ile birlikte açığa çıkarılmasına, tanınmasına yardımcı olacak tek disiplin ise jeopolitiktir. Çünkü jeopolitik düzeydeki incelemelerde, sorunlara geniş ve bütün alt birimleri dikkate alan bir yöntemle çözüm aranmaktadır. Tehdit mevcut güçleri vasıta olarak kullanır. Tehdidin karşı taraftaki hedefleri de aynı tür güçlerdir. Araç ve hedef iki ayrı uçta olduğu halde, her ikisinin de güç unsurları, alt birimleri aynıdır. Çünkü her ikisi de güç unsurlarıdır. Gücün alt birimleri, tehdit vasıtalarının ve aynı zamanda tehdit hedeflerinin alt birimleridir. Kullanılan unsurların benzerleri hedef alınmaktadır. Askeri, ekonomik, sosyal ve politik güçler kullanılmakta ve karşı tarafın aynı güçleri hedef alınmaktadır. Bu güçler aynı zamanda jeopolitiğin unsurları ve tehdidin kaynaklarıdır.

    Burada jeopolitiğin değişmeyen ve değişen unsurundan bahsetmek yerinde olur. Jeopolitiğin değişmeyen unsurları olan aynı zamanda coğrafi gücü oluşturan coğrafi konum, coğrafi bütünlük, stratejik kaynakları ile saha ve coğrafi özelliklerdir. Jeopolitiğin değişen unsurları ise sosyal, ekonomik, askeri ve politik değerler olarak özetlenebilir. Tam bu noktada jeopolitiğin değişen unsurlarını bir arada ve bütün olarak tutan gücün kültür olduğunu belirtmek isterim. Bu nedenle kültür çok önemlidir.

    Burada kültürün tanımını vererek devam edelim. Kültürün etimolojik açıdan kökenine inilirse, Latince’de tarım anlamına gelen Cultura kelimesinden geldiği görülmektedir. Batı dillerinde daha sonra Culture olarak kullanılan bu kelimenin zamanımıza kadar gelen Osmanlıca karşılığı hars kelimesidir. Diğer taraftan Avrupa’da kültür terimini 19.Yüzyılın sonunda İngiliz Antropologları, etnografya tarafından incelenen toplumlara özgü olan düşünce, eylem biçimleri, inançlar, değer sistemleri, simgeler ve tekniklerin tümünü anlatmak üzere kullanmışlardır. Sosyolojide kültür kavramı, etkileşimlere yön veren senaryo ve rollerin işleyişinin daha iyi anlaşılmasına yardım eden bir kavram olarak kullanılmaktadır. Kültür terimini bu anlamda ilk kez kullanan İngiliz Antropologu E.B.Taylor, kültürün ünlü ve bugün de geçerli olan bir tanımını yapmıştır; kültür, etnografyadaki en geniş anlamında, bilgi, sanat, hukuk, ahlak, töre ve tüm diğer yetenek ve alışkanlıkları içeren karmaşık bütün”dür. Kültür ve medeniyet farklı kavramlardır.

    Kültürün insanları bir arada tutan bu özelliğinden dolayı tehdit ilk önce kültüre karşı yapılmaktadır. Bu nedenle önce kültürün içi boşaltılmakta, insanların farklı düşünüp, farklı hareket etmeleri sağlanmakta ve zaman içinde kültürün içinde alt kültür adacıkları meydana getirilmektedir. Daha sonra insanlar aynı ülke içinde yaşamalarına, tarih ve dil birliği içinde olmalarına rağmen farklı düşünüp farklı hisseden, birbirine karşı ve hatta düşman haline getirilmektedirler. Bu nedenle bir ülke için kendi kültürünü koruması, geliştirmesi, hayati bir öneme sahiptir. Ülkemiz de kendi kültürünü geliştirecek, destekleyecek ve koruyacak faaliyetleri gerçekleştirmelidir. Hatta yerli kültürel ürünlerin üretimini ve tüketimi artırılmalıdır. Bunun için gerekiyorsa sübvansiyon uygulanmalıdır. Türk milleti olarak aynı şeyleri düşünüp aynı şeyleri hissetmek istiyorsak yani bölünmez bütünlüğümüzü korumak istiyorsak kültürümüze sahip çıkıp, yeni kültürel ürünlerle gençliğimizi kazanmalıyız. Biz bu boşluğu dolduramazsak günümüz dünyasının egemen güçleri bunu severek ve isteyerek dolduracaktır.

Bu noktada medyaya büyük görevler düşmektedir. Medya bu gün dördüncü güç olarak anılmaktadır. Medya kamuoyu oluşturmada ve insanların duygu ve düşüncelerinin şekillenmesinde son derece etkili bir araçtır. Bu nedenle medyamızın sahipleri ve onu denetleyecek devlet organları sosyal sorumluluk içinde hareket ederek, kültürümüzü destekleyen, onu zenginleştiren ve geliştiren programlara, yapımlara, ürünlere ağırlık vermelidir. Günümüz dünyasında ticari kurumların artık sosyal sorumlulukları da olduğu, sadece kar etme esasına dayalı bir düzenin eksik olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle ticari kurumlar olan medya kurumları ve devletimiz, kültürümüz için ortak çaba içinde olmalıdırlar. Medyanın etkisini göz ardı etmeyelim, Amerikalı bilim adamı Joseph A. DeVito, medyanın insan ilişkilerinde yaptığı etkiyi şöyle özetliyor; medya iş yerindeki iş ortamındaki ilişkileri, eşler arası ilişkileri, genel anlamda insan ilişkilerini ve hatta cinsiyet rollerini bile etkilemektedir.

    Evet, tehditle, jeopolitikle kültürün ne ilgisi var demeyelim, görüldüğü gibi her kavram birbiriyle yakından ilgili. Tehdit olarak algılayışımızda hep askeri tehdit akla gelir ancak görüyoruz ki bütün tehditler önce kültüre, daha sonra toprağa yöneliktir. Yani her şey toprak ve kültür içindir. Topraklarımız ve kültürümüz bize yönelik tehditlerin uç noktası ve aynı zamanda gücümüzün doğurgan kaynaklarıdır. Sahip olduğumuz değerlerin ve tarihi özel görevimizin bize yüklediği büyük sorumlulukla ilgili bilincin yaygınlaşması, her Türk’ün beynine kazıması gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki Türkiye Cumhuriyetinin kaynağı yüksek Türk kültürüdür. Sevgilerimle…

Kaynakça

  1. Çeçen, Anıl. (1984). Kültür ve Politika. Hil Yay., İstanbul.
  2. DeVito, J. A. (2004). The Interpersonal Communication Book. (Tenth Edition). Boston. Pearson Education Inc.
  3. İlhan, Suat. (2003). Jeopolitik Duyarlılık. Ötüken Yay. İstanbul.
  4. Kocadaş, Bekir. (2005). Kültür ve Medya. Bilig. 34: s. 1-13.

Stres günümüz insanının ve toplumlarının çok duyduğu bir sözcük, aynı zamanda çok da maruz kaldığı bir durumdur. Stresin etkileri üzerine birçok araştırma ve yazı bulunmaktadır. Bu yazımızda stresin bellek üzerine etkileri konusunda Scientific American Mind’da yayınlanan bir makalenin özeti sunulmaktadır. Konu bellek olunca işin içine herkes girmekte ancak işi öğrenme olan öğrencilerle zihinsel yoğunluğu olan işlerde çalışan yetişkinler için konu ayrı bir öneme sahiptir. Çünkü bellek öğrenmede ve öğrenilmiş bilgileri geri çağırmada önemli görevler üstlenmektedir.

Stres yaratan bir unsur/durum ile karşılaşıldığında, beyindeki “uyarı düzenekleri” devreye girer ve bazı hormonların salgılanmasını tetikler. Bu hormonlar, diğer pek çok değişimin yanı sıra, kan basıncının yükselmesine, kalp atımının hızlanmasına, nefes ihtiyacının artmasına sebep olur. Etkiler, fizyolojik belirtilerle sınırlı değildir; bilişsel ve davranışsal boyutlarda da belirtiler gözlemlenir. Örneğin, öğrenme ve hatırlama becerilerimiz, yaşanan stresten anlamlı biçimde etkilenir. Günlerce hazırlanıp da bildiklerinizi unuttuğunuz sınavları veya üzerine uzun uzadıya düşündüğünüz parlak fikirlerin aklınıza bir türlü gelmediği iş görüşmelerini anımsayın.

Birçoğumuzun başına gelmiştir; sınavdan veya toplantıdan yalnızca birkaç saat sonra, hatırlanamayan bilgiler zihne akın eder. Bunun olası bir açıklaması; yaşanan stresin, başka bir deyişle, kaygının, hafızayı zayıflatması.

Ancak konu stres olunca, açıklamalar bu denli basit değil, çünkü stresin hafıza üzerindeki etkileri oldukça çeşitli. Stres, zihinsel işlevlerimizi her zaman olumsuz yönde etkilemiyor. Yapılan çalışmalar, duyumsanan psikolojik baskının, hatırlama becerilerini, kimi durumlarda zayıflattığını, kimi durumlarda ise güçlendirdiğini gösteriyor.

Bunun yanı sıra, stresten etkilenen bilişsel materyalin niteliği de denklemi değiştiriyor. Peki, stres, hatırlama becerilerimizi ne zaman zayıflatıyor, ne zaman geliştiriyor? Araştırmalar, stresin etkisinin, stres unsurunun deneyimlendiği zamanlama ve süreye bağlı olduğuna işaret ediyor.

2006 yılında Amsterdam Üniversitesi’nden Marian Joels ve meslektaşlarının yaptığı bir çalışma, stresin, yalnızca, hatırlanması istenen olay ile aynı anda veya hemen sonrasında deneyimlenmesi ve söz konusu olay ile aynı biyolojik sistemleri aktive etmesi durumunda hafızayı pekiştirdiğini ortaya koyuyor.

Stres, hatırlanması istenen olaydan önce veya dikkate değer bir süre sonra deneyimlendiğinde, yani adrenalin ve kortizol gibi stres hormonları, olay ile eşzamanlı olarak salgılanmadığında ve farklı sinir hücresi (nöron) bağlantıları uyarıldığında ise, hafızayı zayıflatıcı etkisi olduğunu gösteriyor. Araştırmacıların da dikkat çektikleri çok önemli bir koşul, stresin kısa süreli olarak deneyimlenmesi.

Tekrarlayıcı veya süreğen (kronik) biçimde stres unsuruna maruz kalındığında herhangi bir fayda görülmüyor; aksine, zarar görülüyor.

Joels ve arkadaşları, stresin hafıza üzerindeki zıt etkilerini açıklayan bir mekanizma önerdiler. Buna göre, bedenin stres ile karşılaşıldığında verdiği tekpi iki aşamalı oluyor. Önce, stres, dikkati arttıran ve beyin hücreleri arasındaki bağlantıları pekiştiren nöronların ve nöronlar arası iletişimi gerçekleştiren kimyasalların (nörotransmitterler) salgılanmasını sağlıyor. Ancak daha sonra, yaklaşık bir saat içerisinde, kortizol hormonu başka bir süreci başlatıyor ve dikkati desteklemek yerine, anıları sağlamlaştırmak üzere çalışıyor.

Böylelikle, stres yaratan deneyim ile ilişkisi olmayan yeni bilgilerin edinilmesi engelleniyor. Başka bir deyişle, nörobiyolojik süreçler sebebiyle, stres, başlangıçta algı ve öğrenmeyi kolaylaştırıyor; daha sonra ise zorlaştırıyor.

Daha önce de değindiğimiz üzere, stres, zamanlama ve süreye bağlı olduğu gibi, bilişsel materyalin niteliğine göre de farklı etkilere sebep oluyor. Hafızada, her deneyim rastgele ve tekdüze biçimde depolanmıyor. Araştırmacılar Mathias Schmidt ve Lars Schwabe’nin açıklamasından yararlanarak açıklarsak, hafızamız, deneyimlediğimiz ve öğrendiğimiz her şeyi içine attığımız büyük bir çekmece gibi değil; daha ziyade, her biri farklı nitelikte bilgiyi barındıran pek çok çekmecesi olan dev bir dolaba benziyor.

Beyinde depolanan bu bilgilerin bir kısmı; örneğin, hayat deneyimleri ile ilişkili olan anısal hafıza, strese karşı aşırı derecede duyarlı. 2005 yılında Düsseldorf Üniversitesi’nden Sabrina Kuhlman ve arkadaşlarının yürüttüğü bir araştırmada, duygusal veya nötr nitelikli bilişsel materyallerin hatırlanmasının, stresten nasıl etkilendiği araştırıldı. Deney gereği, öncelikle tüm katılımcılara çeşitli kelimelerin yazdığı bir liste verildi ve olumlu, olumsuz veya nötr içerikli bu kelimeleri ezberlemeleri istendi.

Ertesi gün, bir grup katılımcıya, bir dizi stres deneyimini içeren (nesnel anlamda zarar vermeyen) bir sosyal stres testi uygulandı ve kısa bir süre sonra her iki gruptan, önceki gün ezberledikleri kelimeleri hatırlamaları istendi. Deney içerikli strese maruz bırakılan ve bırakılmayan iki grup karşılaştırıldığında, stresin, nötr nitelikli kelimelerin hatırlanmasını etkilemezken, duygusal nitelikli kelimelerin hatırlanmasını anlamlı biçimde etkilediği görüldü. Strese maruz bırakılanlar, strese maruz bırakılmayan gruptakilere kıyasla daha az sayıda duygusal nitelikli kelime hatırlayabildiler. Bu çalışmanın da gösterdiği üzere, duygu yüklü bilgi ve deneyimler, stres hormonlarının hafıza üzerindeki etkilerine karşı oldukça duyarlı. Bunun bir sebebi, stres hormonlarının, duyguların işlenmesinde önemli rolü olan beyin yapısı amigdalayı harekete geçiriyor olması olabilir. Özetle; stresin azı karar, çoğu zarar; süre mühim. Ayrıca zamanlama çok önemli ve duygular işi karıştırıyor.

Stres hakkında burada sunulan bilgilerin yararlı olması dileğiyle, saygılar.

İbrahim GÜNGÖR

Kaynak: Schmidt, M. V., & Schwabe, L. (2011, Eylül/Ekim). Splintered by stress.

Scientific American Mind, 22(4), 22-29.(www.isteinsan.com.tr).

Daha önce öğrenme stratejileri üzerine yazdığımız yazının devamı olarak öğrenme stratejilerine devam ediyoruz. Önceki yazılarda, öğrenme stratejisinin ne demek olduğu ve öğrenmeyi öğrenme konusunda açıklayıcı bilgiler verilmişti. Daha sonra öğrenmeyi öğrenme stratejilerinden dikkat stratejileri ve tekrar stratejileri anlatılmıştı. Daha sonra anlamlandırmayı arttıran stratejilere giriş yapılmış ve eklemleme stratejileri özetlenmişti. Bu yazıda anlamlandırmayı artıran stratejilerden örgütleme stratejileri ele alınarak bilgiler verilmeye çalışılacaktır. Konu yine öğrenmeyi öğrenme kavramı içinde değerlendirilecektir. Diğer stratejiler ilerleyen sayılarda anlatılacaktır.

Örgütleme Stratejileri: Örgütleme, düzenleme ya da bilgiyi gruplama, tutarlı yapılar oluşturma, kodlamaya yardım eden önemli bir süreçtir. Örgütleme, geniş ya da karmaşık bilgiler için öğrenme ve anımsamayı kolaylaştırıcı bir süreç olarak işlev görür. Yapıda yer alan bir kavram hem genel açıklamaları hem de belirli örnekleri öğrenme ve anımsamada bireye yardımcı olur. Örgütlemede bilginin yeniden düzenlenmesi, gruplanması işlemleri yer alır. Örneğin; papatya, ayakkabı, şeftali, tabak, kedi, gül çatal, erik, bluz, elma, bardak, kuş, yasemin, pantolon ve köpek sözcükleri ezberlenecekse, şu şekilde düzenlenebilir (Ulusoy, Güngör, Akyol, Subaşı, Ünver, & Koç, 2003).

Papatya    Ayakkabı        Kedi        Şeftali             Tabak

Gül        Bluz            Kuş        Erik            Bardak

Yasemin    Pantolon        Köpek        Elma            Çatal

Kaynak: (Ulusoy, Güngör, Akyol, Subaşı, Ünver, & Koç, 2003).

Örgütleme stratejileri de eklemleme stratejileri gibi, öğrencinin yeni materyali anlamlandırma düzeyini yükseltici stratejilerdir. Örneğin; önemli fikirleri, anahtar sözcükleri, kavramları not alma, özetleme, uzamsal temsilciler oluşturma, öğrencinin bilgiyi kendine göre yeniden organize ettiği öğrenme stratejileridir (Tay, 2002).

Not Alma: Gerek metnin kenarına not alma, gerekse öğretmenin ya da kitabın sunduğu bilgiyi yeniden organize ederek ayrı bir kâğıda not alma, öğrencinin önemli bilgiyi ayırt etmesini ve kendisi için daha anlamlı olacak şekilde organize etmesini gerektirir. Bu durumda, öğrencinin not alma stratejisini kullanması, hem dikkatini önemli bilgi üstünde yoğunlaştırmasını, hem de eski ve yeni bilgiler arasında ilişki kurmasını hem de bilgiyi kendisi için en anlamlı olacak biçimde yeniden örgütlemesini gerektirmekte ve sağlamaktadır. Sonuç olarak not alma, hem dikkat, hem eklemleme hem de örgütleme stratejisi olarak kullanılabilmektedir.

Not alma; öğrencinin daha sonra bilgiyi tekrar etme ve gözden geçirmesini hızlandırmakta ve kolaylaştırmaktadır. Ancak not alma, öğretmenin ağzından çıkan her şeyi kaydetme değildir. Etkili not alan öğrenciler, öncelikle öğretmenin söylediği ya da kitapta yazılı olan önemli fikirleri tanıyıp, kendine özgü bir biçimde özetleyen öğrencilerdir. Örneğin; öğrenci, not alacağı konunun ana hatlarını çıkarıp bu ana hatların içine önemli fikirleri yerleştirebilir. Ana hatlar öğretmen tarafından verilip öğrenci önemli fikirleri bu ana hatlar içine yerleştirebilir. Ayrıca not almayı ve daha sonra çalışmayı kolaylaştırmak için tablo ve matris çizilip daha sonra not almaya değer bilgi, bu tablo ya da matrisin içine yerleştirilebilir (Senemoğlu, 2002).

Not alma becerisi öğrencinin, aktif bir biçimde, anlatılan konu üzerinde düşünmesine ve özümsediği bilgileri uygun bir formda kâğıda aktarmasına yardımcı olmaktadır. Bu yönüyle not alma, ders dinlemeye yoğunlaşmayı sağlamaktadır. Aynı şekilde okurken not almada da bilginin işlenmesi ve yorumlanması söz konusu olduğundan bireysel çalışmanın etkililiği artmaktadır. Bu nedenle hem derste, hem de bireysel çalışmalarda not almak önemi büyüktür. Derste alınan notlar, dersin önemli bölümlerinin belirlenmesinde öğrenciye yardımcı olur. Derste öğretmenin anlattığı bazı bilgiler kitapta olmayabilir. Not almak bu yönüyle de öğrencilere avantaj sağlamaktadır (Yıldırım, Doğanay, & Türkoğlu, 2000), (Rowntree, 2000)    , (Özakpınar, 1998).

Özetleme: Öğrencinin yazılı materyali özetlemesi, etkili çalışma ya da öğrenme stratejilerinden biridir. Farklı öğrenme stratejileriyle ilgili yapılan çalışmaları gözden geçiren Presley ve arkadaşları (1989), özetlemenin kavramaya yardım ettiğini gösteren birçok kanıt bulmuşlardır. Özetleme, öğrencinin, bilgiyi anlamlandırmasına ve uzun süreli belleğe anlamlı olarak yerleştirmesine yardım etmektir. Çünkü özetleme öğrenciyi (Senemoğlu, 2002);

  1. Anlamak için okumaya,
  2. Önemli fikirleri ayırt etmeye,
  3. Bilgiyi kendi sözcükleriyle ifade etmeye yönlendirmektedir.

Özetlemenin gereği olan bu ilkeler, bilginin yeniden örgütlenmesini ve anlamlandırılmasını sağlamaktadır. Ancak, özetleme yeterliğinin kazanılması, öğretimi gerektirmekte ve zaman almaktadır. Özellikle ilkokul öğretmenleri, özet yapma konusunda kendileri model olarak öğrencilerine özetlemeyi öğretmelidirler.

Egen ve Kauchak’a (1992) göre, özetleme stratejisinde şu basamaklar izlenmelidir (Ulusoy, Güngör, Akyol, Subaşı, Ünver, & Koç, 2003);

  1. Metindeki önemsiz bilgiyi tanıma ve çıkarma,
  2. Metindeki ana fikri belirleme ve kendi sözcükleriyle ifade etme,
  3. Her paragraftaki en temel cümleyi seçme ve yeniden ifade etme,
  4. Metnin ana fikri ve yan fikirleri arasındaki ilişkileri, anlamını bozmadan, çok kısa olarak bütünleştirme.

Özetleme ile ilgili bu öğretim, zaman alıcı olmakla birlikte, yapılan araştırmalar, özetlemenin hatırlama ve kavramayı artırdığını göstermektedir.

Bir diğer Örgütleme Stratejisi de Uzamsal Temsilciler oluşturmadır.

Uzamsal Temsilciler Oluşturma

Bilgiyi hiyerarşik bir biçimde şematize etme, konunun ana hatlarını çıkarma, kavram şeması (haritası) ve ağı oluşturma etkili örgütleme stratejilerinden bazılarıdır (Tay, 2002).

Ana Hatları Oluşturma: Bölümün, ünitenin, konunun ya da okuduğu herhangi bir metnin ana hatların oluşturma, öğrencinin, o konudaki temel fikir ve yan fikirler arasındaki ilişkileri görmesine yardım etmektedir. Pek çok kitapta bölüm, ünite ya da konu başlarında o bölümde, ünitede, konuda işlenecek temel başlık ve alt başlıklar verilmektedir. Böylece okuyucunun, o bölümde işlenecek olan anahtar fikir (başlık) ve alt fikirler (alt başlıklar) arasındaki ilişkileri önceden gözden geçirmesine yardım edilebilmektedir (Senemoğlu, 2002). Kitapların ya da tezlerin içindekiler bölümü de konuların anlaşılmasına yardımcı olmaktadır.

Tablo 1. Ana Hatları Oluşturma

    2. YARATICILIK ………………………………….………..21

2.1. Yaratıcılık Kavramı………………………………………21

2.2.Psikolojik Ekollere Göre Yaratıcılık……..………………25

    2.2.1. Psikanalitik Ekol……………………………25

    2.2.2. Hümanistik Ekol……………………………26

    2.2.3. Çağrışımcı Ekol…………………………….27

    2.2.4.Gestaltçı Ekol………………………………28

    2.2.5. Faktöriyalist Ekol………………………….28

2.3.
Yaratıcılığın Boyutları……………………………………29

    2.3.1. Yaratıcı Ürün………………………………30

    2.3.2.Yaratıcı Ortam……………………………..31

    2.3.3.Yaratıcı Süreç……………………………….34

    2.3.4. Yaratıcı Kişilik……………………………..38

2.4.Yaratıcılık ve Zeka……………………………………….42

2.5. Yaratıcılık ve Cinsiyet……………………………………45

Kaynak; Kaynak (2006, 8).

Tablo 1’de ana hatların gösterilmesine örnek görülmektedir. Örnekte, yaratıcılığa ait kavramlar ve bu kavramların özelliklerini gösteren alt başlıklar görülmektedir. Ana hat sayesinde öğrenci konuyu bir bütün olarak görebilmekte, alt kavramları ya da basamakları ve ilgili kavrama ait türleri bir arada görebilmektedir. Bu ise kolay kavramayı mümkün hale getirmektedir.

Anlamlandırmayı artıran stratejilerden örgütleme stratejisini burada tamamlayarak bir virgül koyuyoruz. Anlamlandırmayı artıran diğer stratejilere gelecek yazıda devam edilecektir. Yararlı olması dileğiyle saygılarımı sunuyorum.

KAYNAKÇA

Özakpınar, Y. (1998). Verimli Ders Çalışmanın Psikolojik Koşulları. İstanbul: Epsilon Yayıncılık Hizmetleri.

Rowntree, D. (2000). Nasıl Ders Çalışacağını Öğren. (S. Yeniçeri, Çev.) İstanbul: Okyanus Yayıncılık.

Senemoğlu, N. (2002). Gelişim Öğrenme ve Öğretim, Kuramdan Uygulamaya. Ankara: Gazi Kitabevi.

Tay, B. (2002). İlköğretim 4. ve 5. Sınıf Öğrencilerinin Sosyal Bilgiler Dersinde Sınıf Ortamında Kullandıkları Öğrenme Stratejileri. Ankara: Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Ulusoy, A., Güngör, A., Akyol, A., Subaşı, G., Ünver, G., & Koç, G. (2003). Gelişim vei Öğrenme (2. Baskı b.). (A. Ulusoy, Dü.) Ankara, Ankara: Anı Yayıncılık.

Yıldırım, A., Doğanay, A., & Türkoğlu, A. (2000). Okulda Başarı İçin Ders Çalışma ve Öğrenme Yöntemleri. Ankara: Seçkin Yayıncılık.

Daha önce öğrenme stratejileri üzerine yazdığımız yazının devamı olarak öğrenme stratejilerine devam ediyoruz. Önceki yazılarda, öğrenme stratejisinin ne demek olduğu ve öğrenmeyi öğrenme konusunda açıklayıcı bilgiler verilmişti. Daha sonra öğrenmeyi öğrenme stratejilerinden dikkat stratejileri anlatılmıştı. Bu yazıda tekrar stratejileri ve anlamlandırmayı artıran stratejinin bir bölümü ele alınarak bilgiler verilmeye çalışılacaktır. Konu yine öğrenmeyi öğrenme kavramı içinde değerlendirilecektir. Diğer stratejiler ilerleyen sayılarda anlatılacaktır.

2. Tekrar Stratejileri

Kısa süreli belleğin aldığı bilgi miktarı ve bilginin burada kalış süresi bakımından bazı sınırlılıkları bulunmaktadır. Bu sınırlılıkları en aza indirmek için zihinsel tekrar ve gruplama stratejileri kullanılmaktadır.

Sürekli ve amaçlı olarak yapılan günlük tekrarlar hatırlamayı üst düzeye çıkaran çalışma ve öğrenme sisteminin kalbidir. Duyu organlarının tamamının tekrarlara katılması hatırlamayı üst düzeye çıkarır. Tekrar sorası öğrencinin kendisini ödüllendirmesi de öğrencinin güdülenmesi açısından önemlidir (Kutlu & Bozkurt, 2003). Ancak tekrar yaparak ders çalışmak, bilgilerin sınavda kullanılmak üzere saklanması demek değildir. Tekrar yapmak öğrenmenin en çok gerçekleştiği durumlardan biri olması nedeniyle aynı zamanda öğrenme için önemli bir öğrenme kazanım sağlamaktadır (Hamilton, 2003).

Zihinsel tekrar stratejileri, örneğin bir dizi ülkenin başkentini tekrar etme ya da kitaptaki bilgiyi aynen tekrar etme vb. stratejilerdir. Zihinsel tekrar stratejileri bilgiyi, daha sonra uzun süreli belleğe yerleştirmek için gerekli olan ileri işlemlere hazır halde tutmayı sağlar ve ayrıca ezberleme için kullanılmaktadır. Bilgiyi bellekte tutmak için tekrar etme stratejilerini çocukların, çok küçük yaşlarda da kullanabildikleri gözlenmiştir. Ancak bazen çocuklara, uygun bir durumda bu stratejileri kullanmaları için hatırlatma yapmak gerekebilmektedir. Ancak bilgiyi olduğu gibi sadece tekrar tekrar okumak ya da söylemek bilgiyi kısa süreli bellekte bir müddet canlı tutmakla birlikte, anlamlandırılıp uzun süreli belleğe gönderilmediği takdirde geri getirilmesi zor olmaktadır. Gruplama stratejileri de kısa süreli bellekteki kapasite sınırlılığını azaltıcı, daha çok bilgiyi kısa süreli bellekte tutmayı sağlayıcı stratejilerdir. Örneğin; hayvanların bir listesini öğrenmeye çalışan bir öğrenci bu hayvanları gruplara ayırarak daha kolay öğrenebilir. Burada bilgiyi organize etme vardır. Daha karmaşık öğrenme hedeflerine ulaşmak için, kavramlar ve diğer bilgileri şöyle gruplayabilir; grafik çizebilir, bilginin ana hatlarını (ana başlık ve alt başlıkları) belirleyebilir. Öğrenciler, anahtar sözcük ya da anahtar ifadeleri kullanarak öncelikle metindeki ana fikri belirleyebilir ve daha sonra da ana fikri destekleyen yan fikirleri ve ayrıntıları tanımlayabilirler. Belirlenen bu başlık ve alt başlıklar, kitaptan öğrenirken bilgiyi gruplamada öğrencilere yardım etmektedir (Senemoğlu , 2002).

3. Anlamlandırmayı Artıran Stratejiler

Anlamlandırmayı artıran stratejiler bilginin aynen uzun süreli belleğe geçişinden çok, anlamlı bir bütün olarak yerleşmesini sağlamaktadırlar. Yeni gelen bilgiye anlam verilebilmesi için bireyin konu ile ilgili ön bilgileri olmalı ve yeni bilgiyi var olan bilgilerle ilişkilendirebilmelidir. Karmaşık amaçlarının gerçekleşmesinde kendi kendine öğrenenler, açıklama ve soru sorma, yaratıcı sözel ya da görsel imgelerle bilinenlerden yeni bilgi için benzetimler oluşturma gibi taktikleri kullanabilmektedirler. Bireyin kendine ya da başkalarına soru sorarak düşünme stratejisi kullanması, etkili bir kodlama tekniğidir. Soru sorma okunan materyalin anlaşılmasına yardım etmektedir (Ulusoy, Güngör, Akyol, Subaşı, Üniver, & Koç, 2003) .

Anlamlandırma stratejisinin bilişsel amacı; öğrenilen bilginin mevcut halinin önceki bilgiyle bütünleştirme yoluyla değiştirilerek öğrenen kişinin bilgiyi kendisine mal etmesini sağlama, yeni bilgiyi kodlayarak ilişkili bilgi bütününün içinde örgütleme, bilginin daha derinlemesine incelenmesini ve yorumlanmasını sağlama ve imgeler ve hatırlatıcılar yoluyla bilginin geri getirilmesini kolaylaştırmadır (Öztürk, 1995).

Anlama becerisinin geliştirilmesi açısından ilk okumada kitap ya da yazıdaki ana ve yan düşünceleri tespit etmek gerekir. Bu sırada not çıkarma ve satırların altını çizme gibi işlemler yapılmamalıdır. İkinci okumada ise; ana ve yan düşünceler kesin olarak belirlenmeli ve satır altları çizilmelidir. Bütün parça-bütün yöntemindeki çalışmaları yerine getirmek iyi okumak demektir (Çelik, 2006).

Öz öğretimli öğrenciler, daha karmaşık öğrenme hedeflerine ulaşmak için, benzetimler vb. gibi eklemleme stratejilerini, not tutma, özetleme, ana hatları belirleme, bilgiyi şematize etme (bilgi haritasını çıkarma), bilgiyi tablolaştırma gibi örgütleme stratejilerini etkili olarak kullanabilmektedirler..

Eklemleme Stratejileri: Eklemleme stratejilerinden en önemlisi benzetimler kurmadır. Eklemleme stratejileri, eski ve yeni bilgiler arasında ilişkiler kurmayı sağlayan stratejilerdir. Benzetimler, yeni bilginin daha önceden bilinen eski bilgiyle yeni bilgiyi somut olarak açıklamamamıza yardım eder. Yeni bilginin eski bilgiyle benzerliklerini bularak ilişkilerini kurmamızı ve yeni bilgiyi anlamamızı sağlar. Örneğin; su pompası ve kalp arasındaki benzetim ya da zihin işleyişi ile bilgisayar arasındaki benzetim gibi. Örneğin; “Okullar, fabrikalar gibidir. Öğrenciler fabrikanın ham maddeleridir. İşlemler yoluyla bu hammaddeler ürüne dönüştürülür. Fabrikanın ürünleri ise eğitilmiş bireylerdir.” Cümlesi benzetime örnek olarak verilebilir (Senemoğlu , 2002).

Anlamlandırmayı artıran stratejilerden eklemleme stratejisini burada tamamlayarak bir virgül koyuyoruz. Anlamlandırmayı artıran diğer stratejilere gelecek yazıda devam edilecektir. Yararlı olması dileğiyle saygılarımı sunuyorum.

KAYNAKÇA

Çelik, Ş. (2006, 11 01). ilkgenclik. 11 01, 2006 tarihinde www.egitim.com: http://www.egitim.com./ilkgenclik/0301/0301.1.dikkatedin.3.asp?BID=03 adresinden alındı

Hamilton, D. (2003). Sınavda Başarı. (F. Çamlıkaya, Çev.) Eskişehir: Bilim Teknik Yayınevi.

Kutlu, O., & Bozkurt, M. C. (2003). Okulda ve Sınavlarda Adım Adım Başarı. Konya: Çizgi Kitabevi.

Öztürk, B. (1995). Genel Öğrenme Stratejilerinin Öğrenciler Tarafından Kullanılma Durumları. Ankara: Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Senemoğlu , N. (2002). Gelişim Öğrenme ve öğretim, Kuramdan Uygulamaya. Ankara: Gazi Kitabevi.

Tay, B. (2002). İlköğretim 4. ve 5. Sınıf Öğrencilerinin Sosyal Bilgiler Dersinde Sınıf Ortamında Kullandıkları Öğrenme Stratejileri. Ankara: Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Ulusoy, A., Güngör, A., Akyol, A. K., Subaşı, G., Üniver, G., & Koç, G. (2003). Gelişim ve Öğrenme (2 b.). Ankara: Anı Yayıncılık.

Daha önce öğrenme stratejileri üzerine bir yazı yayınlamıştık. O yazıda, öğrenme stratejisinin ne demek olduğu ve öğrenmeyi öğrenme konusunda açıklayıcı bilgiler verilmişti. Bu yazıda bu stratejilerden biri olan dikkat stratejileri ele alınarak bilgiler verilmeye çalışılacaktır. Konu yine öğrenmeyi öğrenme kavramı içinde değerlendirilecektir. Diğer stratejiler ilerleyen sayılarda değerlendirilecektir.

Öğrenmeyi öğrenme kavramı denilince, bir takım stratejiler ile geliştirilebilen, öğrenmenin miktarı ve etkililiğini vurgulayan bir kavram akla gelmektedir. Bu noktada öğrenmeyi öğrenme ile ilgili stratejiler karşımıza çıkmaktadır.

Bunlar (Ulusoy; Güngör; Akyol ve Diğerleri 2003);

  1. Dikkat stratejileri,
  2. Tekrar stratejileri,
  3. Anlamlandırmayı artıran stratejiler,
  4. Yürütücü biliş stratejileri,
  5. Geri getirmeyi (hatırlamayı) artırıcı stratejiler,
  6. Duyuşsal stratejiler

Öğrenmeyi öğrenmede önemli olan, öğrenen kişinin öğrenmenin doğasını bilmesi, kendi öğrenmesinin nasıl olduğunu keşfetmesi, yine kendi öğrenmesini izleyerek eksiklerini tespit etmesi ve bu eksiklikleri ortadan kaldıracak strateji, yöntem ve teknikleri geliştirmesidir. Her ne kadar öğrenme dendiğinde aklımıza okullar ve öğrenciler gelse de, öğrenme ve onunla ilgili her şey aslında bütün insanları ilgilendiren bir konu olduğu görülmektedir.

  1. Dikkat Stratejileri

Gagne’ye (1988) göre; çevreden gelen bilginin birey için gerekli olanlarının kısa süreli belleğe geçişini sağlayan en önemli süreç dikkattir. Bu nedenle öğretimde yerine getirilmesi gereken ilk işlev, öğrencinin dikkatini belirginleştirmek ve artırmaktır. Kendi kendine öğretim, öğrencinin birkaç dikkat stratejisinden birini benimsemesi ve nesnel öğrenen olmasına dayanır. Stratejik bir öğrenci, öğrenme oluşumunda amacını belirledikten sonra dikkat stratejilerinden en uygununu seçerek kullanır. Dikkat yöneltmede kullanılan stratejilerden biri, metindeki yazıların altını çizmektir. Anahtar sözcüklerin ve temel düşüncelerin altının çizilmesi, öğrenciler tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır (Subaşı, 2002).

Öğretim etkinliklerinin birincisi, öğrencinin dikkatini öğrenilecek konuya çekmektir. Kendi kendisinin öğrenmesini sağlayacak öğrenci, öğreneceği hedefe bağlı olarak, birçok dikkat çekme stratejisinden birini kullanarak dikkatini öğrenilecek hedef üstünde yoğunlaştırabilir. Anahtar sözcüklerin ya da temel fikirlerin altını çizme öğrencinin dikkatini öğrenilecek bilgi üstünde yoğunlaştırma yollarından biridir. Altını Çizme, öğrencinin dikkatini önemli noktalarda toplamakla birlikte, bu stratejinin küçük yaşlarda etkili olarak kullanılamadığı gözlenmiştir (Senemoğlu 2002).

Anderson ve Armbruster’a (1984) göre, Altını çizme stratejisinin etkili olarak kullanılabilmesi için, önemli bilginin önemsizden ayırt edilmesi gereklidir. Küçük yaşlardaki çocukların önemli bilgiyi önemsiz bilgiden ayırt etmekte güçlük çekmeleri nedeniyle bu stratejiyi kendi kendilerine etkili olarak kullanamamaktadırlar. Öğrenmenin meydana gelmesi için, fiziksel olarak satırların altını çizme yeterli değildir. Çünkü önemli bilgiyi önemsizden ayırt etme, bilgiyi anlamayı gerektirir. Okuduğu metni anlayabilen birey ancak önemli bilgiyi seçerek altını çizebilir (Senemoğlu 2002).

Arends’e (1997) göre yazıların altını çizmenin yararları şunlardır; birincisi, yazıların altını çizme anahtar sözcükleri, temel düşünceleri fiziksel olarak yerleştirir, böylece gözden geçirme ve anımsama hızlı ve etkili gerçekleşir. İkincisi ise, yazıların altını çizerek seçme süreci, var olan bilgiyle yeni bilginin birleştirilmesine yardım eder (Ulusoy;Güngör; Akyol ve Diğerleri 2003).

Dikkati çekmede kullanılan bir diğer öğrenme ya da çalışma stratejisi de metin kenarına not almadır. Metin kenarına not alınan notlar, yuvarlak içine alınan bilinmeyen sözcükler, önemli fikri belirtmek üzere satırın yanına konan yıldızlar. Ayrıca anlaşılmayan ya da tutarlı olmayan cümlenin ya da paragrafın yanına konan soru işareti. Paragrafın yanına soru olarak sorulabileceğini belirtmek üzere konan işaretler, paragrafı özetleyen cümleyi gösteren işaretler. Bunun yanında benzerlik ve farklılıkları belirten notlar gibi işaret ve açıklamalar, öğrencinin dikkatini belirli noktalara yoğunlaştırmasını, önemli bilgi üstünde odaklaşmasını ve daha hızlı bir biçimde tekrar etmesini sağlamaktadır. Metnin yanına yazılan bu açıklama ve işaretler, öğrenci için bir bakıma ikinci okumada paragrafla ilgili bir organize edici bilgi niteliği de taşır.

Tablo. Metin Kenarına Alınan Not Ya da İşaret Türleri

Metin Kenarına Alınan Not ya da İşaret Türleri

Örnekler

  • Önemli bilgi tanımlamaları,
  • Bilinmeyen sözcükleri daire içine alma,
  • Önemli bilginin başına yıldız koyma.
  • Sorulabilecek muhtemel soruları işaretleme.
  • Anahtar fikirleri, nedenleri, sonuçları numaralandırma.
  • Yanıltıcı, karıştırıcı ifadelere ilişkin notlar.
  • Özet ifadeleri işaretleme.
  • Benzerlikleri not etme.
  • Derste, öğretmenin akademik işlevler için harcadığı zamana öğretmeye ayrılan zaman adı verilmektedir.
  • en az 11’i federal hükümetin tehlikeli casuslar listesinde bulunmaktadır.
  • **Sistemin yaşaması için dönüt şarttır.
  • Soru cümlesi;en uygun kira sözleşmesi nasıl yapılır?
  • Hava durumu, 1) Alçak basınç, 2) Yüksek basınçtan etkilenir.
  • ?? Tekrar etme stratejileri, özellikle kompleks stratejilerdir. Gerçekten mi???
  • Yeni öğretmenler, kariyerlerine en uygun zamanda göreve başladıklarından dolayı şanslılar.
  • Kilpatrick, öğrenmenin amaçlı olması gerektiğini vurgulamaktadır. Dewey’in görüşüne benzemekte!!!

Kaynak: Senemoğlu (2002, 564).

    Öğrenme miktarı ve kalitesi sınav başarısında son derece önemli rol oynamaktadır. Özellikle öğrencilerin öğrenmeyi öğrenme ve öğrenme stratejileri konusunda bilgilendirilmesi ve bu bilgileri günlük yaşamlarında kullanması son derece yararlı olacaktır. Gelecek sayılarda tekrar stratejileri ile öğrenme stratejilerine devam edilecektir. Yararlı olması dileğiyle…

İbrahim GÜNGÖR

KAYNAKÇA

  1. Ulusoy; Ayten; Abide Güngör; Aysel Köksal Akyol ve Diğerleri; Gelişim ve Öğrenme, İkinci Baskı, Anı Yayıncılık, Ankara, 2003.
  2. Subaşı, Güzin;Etkili Öğrenme Stratejileri,http://www.yayim.meb.gov.tr/yayimlar/146/subasi.htm. 30.08.2002.
  3. Senemoğlu, Nuray; Gelişim Öğrenme Ve Öğretim Kuramdan Uygulamaya, Gazi Kitabevi, Ankara, 2002.

Toplumlar sürekli bir değişim ve gelişim içindedirler. Toplumun aynası olan okulların değişime ayak uydurmak gibi bir görevi vardır. Değişime uyum sağlayamayan, kendisine verilen görevleri tam olarak yerine getiremeyen okullar işlev kaybına uğrayan bir kurum haline gelir.

Okulun Görevleri

Okullar sadece öğrencilerin zihinsel gelişimlerine yardımcı olan, tek işi zihinsel gelişim ve sınav performansı olan kurumlar değildir. Okullar öğrencilerin bir bütün olarak gelişimlerine hizmet etmelidir. Yani öğrencinin duygusal, sosyal, ruhsal ve kişilik gelişimine katkı sağlamak zorundadır. Bireyi merkeze almayan, gelişimi sağlamayan okul İvan İllich’in Okulsuz Toplum kitabında tartıştığı gibi gereksiz ve toplumsal ilerlemeye ayak bağı olan bir kurum haline gelir. Davranışçı eğitim anlayışının kabul gördüğü zamanlarda öğretmen etkin, öğreten bir konumda iken öğrenci edilgin öğrenen konumundaydı. Yapılandırmacı eğitim anlayışına göre öğretmen öğrenmeye rehberlik eden ve görece edilgin konumdayken öğrenci etkin olarak öğrenme sürecine katılan bir konumdadır. Öğrenciyi merkeze alan yaklaşımda öğrencinin öğrenme sürecinde etkin olması ve bireysel farklılıkları dikkate alması en önemli noktadır. Günümüz okulları öğrenme konusunda öğrenciyi etkin kılacak, öğrenmenin keşif yoluyla gerçekleşmesini sağlayacak donanımlara sahip olmanın yanı sıra öğrencilerin bireysel farklılıklarını dikkate alarak onların geliştirilmesine de imkân sağlamak durumundadır. Bunu sağlayabilen okullar çağın gereklerini yerine getiren okullardır.

Ayrıca okulların günümüzde kurumsallaşma, kurum kültürü oluşturma, değişimi okuyabilme, yönetebilme ve değer üretebilme gibi görevleri de bulunmaktadır. Bu anlamda bakıldığında toplumlar geliştikçe ve günlük hayat karmaşıklaştıkça eğitime ve dolayısıyla okullara yeni görevler, yeni işlevler yüklenmektedir. 20. Yüzyılda çocuk yetiştirmek daha geleneksel iken günümüzde, ailelere ait bazı görevler kurumlardan devredilmiştir. Bu da gelişim açısından doğaldır. Ülkeler, toplumlar geliştikçe sosyal hayat karmaşıklaşır ve bu hayat insanlarda yeni beceriler gerektirir. Bu becerileri eğitim kurumları geliştirmek durumundadır. Bu değişime paralel olarak eskiden kurumlar kendi görev tanımları içinde görevini sessizce yapar iken günümüzde okullar bu görevleri ancak velilerin işbirliği ve katkısı ile yapabilir. Tek başına ve halktan kopuk bir biçimde yapamaz.

Etkili Okul

Etkili okulun, başarılı okulun, başarılı öğrencilerin bu başarılarında etkin okul veli işbirliği bulunmaktadır. Okullar yönetim anlamında çağdaş yönetim süreçlerini benimsemeli ve uygulamalıdır. Ancak veliler olmadan sadece okul yönetiminin veya öğretmenlerin yapabilecekleri sınırlıdır. Hep birlikte kazanmak için hep birlikte hareket edilmelidir. Yaygın inanış, öğrenme okulda öğretmen sorumluluğunda gerçekleşmelidir inancıdır. Ancak veliler öğrenme ve akademik başarıda tamamlayıcı bir rol oynamaktadır. Bilimsel çalışmalar göstermiştir ki aile katılımı öğrencilerin okul başarısına etki eden önemli etmenlerden biridir. Aile katılımının öğrenci başarısı üzerinde oynadığı başat rolün bilincinde olan gelişmiş ülkeler, eğitim sistemlerinde aile katılımına daha fazla önem verme yönünde adımlar atmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri Eğitim sekreterliğinin ilan ettiği kapsamlı eğitim reformunun onbir aşamasından birisinin, öğrenci başarısını yükseltebilmek için ailelerin okula katılımının arttırılması olarak belirlendiği ifade edilmektedir. Velinin okul süreçlerine katılımının yararları konusunda yapılmış ve yayınlanmış birçok araştırma bulunmaktadır. Bu araştırmalarla elde edilen bilgiler kullanılmalı yani eğitim anlayışı bilimsel olmalıdır.

Ülkemizdeki bir takım değişimleri de görmek ve oluşacak yeni durumlara karşı öğrencilerimizi korumak ve geliştirmek adına önemler alınmalıdır (dershanelerin kapatılması). Bu noktada okul olarak etkin işbirliği içinde, öğretmenlerin deneyimini, birikimlerini bir araya getirip yeni şartlara ayak uyduracak, uyum sağlayacak çalışmalar planlanmalıdır. Sonuçta kurum olarak adı ve geçmişi büyük olanlar değil, uyum sağlayan, geleceği okuyabilen ve değer üretebilen okullar insanlar tarafından talep görecektir.

Ortaöğretim kurumu olarak liselerin hedefi öğrencilerin bütün ihtiyaçlarını okulda karşılamak, ilave bir hizmete ya ada kuruma ihtiyaç duymamalarını sağlamaktır. Burada söz konusu olan sadece maddi ihtiyaçlar değildir, hem kendi duygusal, sosyal, ruhsal ve kişilik gelişimi için hem de Türkiye’nin en iyi üniversitelerine gidebilmelerini sağlamak için okulların donanımı ve eğitim ortamını eksiksiz hale getirilmelidir. Sonuçta eğitimde kaybedilecek bir tek birey bile yoktur. Ayrıca dershane taklidi yapan okullar gibi hedefi olan 15-20 öğrenciye odaklanıp onları reklam malzemesi olarak kullanmak gibi çağ dışı bir eğitim anlayışı terk edilmeli ve yerine bütün öğrencilerden sorumlu olduğumuz gerçeğinden hareketle, hepsini gidebilecekleri en üst yükseköğretim programlarına göndermek gibi iddialı hedefler ortaya konulmalı ve bu doğrultuda çalışılmalıdır. Okullar için asıl önemli olan kitlesel başarıdır, her sınıftaki her öğrenci bir değerdir.

Teknolojideki gelişmeler hayatı kolaylaştırmakla birlikte tehlikeler, tehditler de getirmektedir. Orta yaştaki çoğu velinin çocukluk ve gençlik dönemlerinde tuzaklar daha kolay fark edilebiliyordu, tehlike evin dışındaydı. Ancak günümüzde tehlike her yerde hatta evin içine kadar gelmiştir. İnternetle ilgili olaylar basında yer almaktadır. Hal böyle olunca sadece çocukları gençleri tehlikelerden korumak için bile olsa veli ve okul sürekli birlikte çalışmak zorundadır. Sonuçta gençlik dönemi hayata dair deneyimlerin çok az olduğu, kanın deli aktığı bir dönemdir. Bu dönemde okul yönetimleri, öğretmenler ve ailelerin dikkatli olması gerekmektedir. Gençlere sevgi ve şefkat koşulsuz verilmez ise bu sevgi ve şefkati buldukları yerlere kolaylıkla kapılırlar.

Son olarak günümüz dünyası insanları daha bireyci ve haz ilkesine göre yaşamaya zorlamaktadır. Milli ve manevi değerleri içselleştirmiş, bu değerleri davranışında kaynak olarak kullananların sayısı hızla azalmaktadır. Bunların nedenleri tartışılabilir ancak okulların Türk Milli Eğitim Temel Kanununda ifade edildiği gibi milli ve manevi değerleri içselleştirmiş, geçmişini bilen, geleceği ve dünyayı okuyabilen öğrenciler yetiştirme çabalarından vazgeçmemelidir. Saygılarımla